Son Dakika Haberler

SON KABADAYI. Burak Özbakır

SON KABADAYI. Burak Özbakır
Okunma : 98 views Yorum Yap

Burak Özbakır
Burak Özbakır

Sabahın ilk ışıkları henüz sokakları aydınlatmaya başlamıştı. Ama güneşli olacaktı bugün. Çok parlak. Heyecanımı bastıramıyordum bir türlü. Henüz ortaokul yıllarımdı ve o günlerde okul u kırmak, asi ve önemli bir eylemdi benim için.
Arkadaşımla buluşmam lazımdı öncelikle. Sabahın köründe düştüm yollara. Annem uyanmadığı için okul kıyafetimi giymeme de gerek yoktu, kaldı ki o kadar da asi değildim. Anlaşmamız vardı annemle ve okul kıracağımı söylerdim hep, heyecanlanmasın diye.
6.5 metrelik bayrağımı da almıştım evden çıkarken. Arkadaşım bu ne ya diye epey bir garipsemişti durumu gerçi ama, almam lazımdı. Uğurum olmuştu  her zaman o bayrak. Çokça da anısı vardı. Söylene söylene geldik sonra mekana. Bir demir parçası lazımdı öncelikle. Büyükçe bir demir boru hatta. Bulduk. Önümüzdeki demir kapının üzerinde asılı asma kilidi kırmamız gerekiyordu. Koskoca itfayenin kapısını bu şekilde basitçe açabiliyordunuz o zamanlar. Fakat kapı o kadar büyüktü ki bizim için, kilidi açmanıza rağmen ancak bir parça kanırtabiliyordunuz, bir adam geçecek kadar bir alan yaratabiliyordunuz.
Kapıdan içeri girdiğimizde yapabilecek birşeyim olmadığını biliyordum. İlk defa  giriyordum çünkü içeri. Labirent gibi odalar vardı koca binanın içerisinde ve içeriyi bilmiyorsanız kaybolmanız, kaybolmasanız bile istediğiniz yere gidememe sorununuz oluyordu. Neyse ki arkadaşım bu konuda benden çok daha tecrübeliydi ve biliyordu bütün yolları. Hızlı adımlarla ve ilk adımı başarmış olmanın verdiği heyecanla geçmeye başladık koridorları. Çok katlı bir mekandı ve tırmanmaya başladık merdiivenleri.
Bulmuştuk sonunda saklanacağımız yeri. İki kişinin, iki çocuğun zar zor sığabileceği kadar bir alana, beton bir köfteci tezgahın altına tıkışmıştık. Yan tezgahta 35 yaşlarında bir adamda zulalamıştı kendini hatta. O ancak tek sığabilmişti.
İkinci aşama, bekleme aşaması başlamıştı artık. Sabahın daha 6 sıydı ve biz akşamın 6 sına kadar orada beklemek zorundaydık. Hiçbir şekilde de görülmememiz, duyulmamamız lazımdı. O yüzden yasaktı konuşmak. Yasaktı uyumak, horlamak.
Akşam 6 olduğunda dışardan tek tük gelen sesler çoğalmaya başlamıştı. Sesler giderek artıyordu. Sonunda kapılar açılmıştı. Çekine çekine saklandığımız yerden çıkmaya karar verdik. Ya açmamışlarsa kapıları sorusu kurcalıyordu kafamızı ama çok bunalmıştık ve çıkmaya karar vermiştik. Çıktığımız anda da yanıldığımızı anlamıştık. Gelenlerin tamamı polisti. Görmüşlerdi bizi.
Yakaladılar ve sordular ne yapıyorsunuz burada diye. Söyleyebileceğimiz yegane kem kümleri söylemiştik ama çocukca şirinliklerimiz kendimizi kurtarmaya yetmemişti. Atacaklardı bizi dışarı. Ağlamaklı hale geldiğimiz anda da, o babacan polisin sesini duyduğumu hatırlıyorum hayal meyal: ” Bunları eski açığa gönderin! “. Evet kötü bir durumdu sonuçta yaşanan bizim için ama yine de bir ümit ışığı doğmuştu. Götürdüler eski açığa.
Eski açıktaki polislere yanaşmaya başladık hemen. Abi asmamız lazım bayrağı diye ağlamalar, abi öteki polis abi izin verdi diye tatlı su çakalı kıvırmalar fayda etmiyordu ama bir mecburiyet vardı ortada. Etmeliydi. Sonunda da etti.
” Çabuk inin şuradan asıp gelin! ” ” Eyvallah abi, aslansın abi, kaplansın, kralsın!” Atlamadan yan tribünden aldığımız yırtık bilet koçanlarını kullanacaktık her zaman ki taktik. Eski açığın numarılıya yakın en uzak köşesinden atlayıp, kapalının yeni açığa en yakın yerinden kapalıya girmek, tekrardan yakalanma şansımızı azaltacaktı doğal haliyle.
“Abi kapalıdan indik biz. Bak biletimiz. Bayrak astık şuraya!” . ” İyi iyi çıkın hemen! ” Ne büyük bir başarmışlık hissiydi ve ne inanılmazdı. Tekrar tırmandığımızda kapalı tribüne artık kalbimizin dayanamayağı son şokla karşılaşmak durumunda kalacağımızı bilmeden atladık demirlerden. Daha yarım saat evvel atın bunları eski açığa diyen polisle yüzyüzeydik işte o anda. Kalbimin duracağını hissediyordum, içimden durmadan sinkaflı küfürler gönderirken şansıma. Hafif bir tebessümle gülümsedi polis. ” Geçin lan görmesin sizi gözüm!” dedi. Ama babacan birisiydi. İstikakı olan 2 sandviçle  meyve suyunu sonrasında bizimle paylaşmaktan çekinmedi.
Saat 21.30 da başlayıp eve gecenin 1 inde gelmemi sağlayan, 2-2 bitipte elenmemiz sonucunda çok üzüldüğümüz Beşiktaş – Göteborg maçında olmuştu bütün bunlar. Ama çok gururluydum yine de. Hem içeri girme başarısını göstermiş olmanın büyük huzurunu yaşıyordum hemde Beşiktaşımı yalnız bırakmamış olmamın.
Çok hikayelerim var bu şekilde İnönü stadyumunda. Çocukluğumun, ilk gençliğimin belki de en güzel anılarını, en hatırlanabilir anılarını orada yaşadım. Bir olmak, birlik olmak, rakiplerle savaşmak, yılmamak, inandığın şeyler uğrunda bağırmak, ağlamak nedir orada öğrendim. Birçoklarına anlamsız, değersiz gelen anılarım oldu ve ben çok anlamlar kattım o anılara. Karakterimi etkileyen olaylar olmasına izin verdim. Yeri geldiğinde annem, babam, hocalarım bile bağırdığında umarsamayacak kadar tasasızken, Beşiktaş maçı verdi diye ağlamaktan gocunmadım. Beşiktaşın aldığı alalade, sıradan bir maçta bile aldığım zevki, başka yerde bulamadım.
İnönüydü mekanın ismi ve kartal görünümüydü kalbimdeki cismi. Metin Ali Feyyaz oradayken oradaydım. Nouma vardı, oradaydım. Amokachi geldi, İlhan Mansız geldi, Sergen geldi, oradaydım. Aynı hafta içinde hem Fenerbahçeye, hem Barcelonaya 3 salladık, oradaydım.  Olamadığım zamanlar oluyordu ve yüreğimi yolluyordum oraya, oradaydım.
Şimdiyse artık veda nedir bilenler için, veda zamanı. Son bir derbiye, Fenerbahçe maçına giderek veda etmek istiyorum İnönüye. Olmasına rağmen kombine kartım, tenezzül etmeyeceğim ne diğer maçlara, ne de sene sonunda yapılması planlanan konserlere. Kapalı dolu olacak yine. Maç büyük olacak yine. Yenilsekte, küfretsem de sonunda, gerçek anlamda üzülmeyeceğime de, Beşiktaşıma sahip çıkıp gururlanacağıma da eminim yine.
Statlarsa söz konusu olan, takımlarsa bahsini açtığımız, son kabadayısıdır İnönü bu şehr-i İstanbulun. İhtiyaç hasıl oldu diye renove edilmeyecek,yıkılacak, eyvallah. Yepyeni halleriyle, eskisi gibi çile çekilmeyecek, restoranı, tuvaleti, locası tertemiz olacak eyvallah. Yeni stad çok avrupai olacak eyvallah. Yeni stad sadece 1 sene içerisinde tekrar yerine koyulacak, eyvallah.
Ama Şeref Stadından İnönüye geçerken de aynı duygular yaşandı mı bilinmez, nasıl ki unutulmadı eski Samiyen, nasıl ki unutulmadı eski Saraçoğlu, tam 8 senede, İstanbulun en gözbebeği yerine gurur abidesi olarak dikilmiş bu abide-i şahane, yaşattıklarıyla ve yaşatamadıklarıyla unutulmayacak.
İstanbulun son kabadayısı da düştü diye, kötü hatıralarla anılmayacak. Elveda ey gönlümün ilk aşkı! Elveda!