Son Dakika Haberler

Yazmak anlatmak hatirlamak not dusmek ve anlasilmak uzerine.Burak Özbakır

Yazmak anlatmak hatirlamak not dusmek ve anlasilmak uzerine.Burak Özbakır
Okunma : 95 views Yorum Yap

Burak Özbakır
Burak Özbakır

Sanırım son yazılarımı yazdıgımda universitenin 2. sınıfiydı ve ortam buna hiç benzemiyordu.Öncelikle fiziki ortam farklıydı cünkü kagıt kalem vardı. Yazdıgım zaman kim okuyacak ki bunları diye dertlenme ama ben kendime yazıyorum zaten kardeşim diye hoyratlanma vardı.
 
Yakın gördügünüz arkadaslarınıza, dostlarınıza, ailenize, hocalarınıza sanki çok matah birşeymiş gibi yazdıklarınız, okusunlar diye rica ederdiniz ve begenmeseler dahi kibarca sizi cesaretlendirmeleriyle muhatap olurdunuz. Daha fazla ilgi çekmek, daha takdir edilebilir olmak adına, okudugunuz yazarların cümlelerini, tarzlarını çalmaya, taklit etmeye ugraşırdınız.
 
Güzel oldu ama teknoloji. Herkese bir cesaret gelmesi iyi oldu. Bende bir insanım ve düşünuyorum, niye bunları bir yerlere not etmeyeyim ki şeklinde özetlenebilecek bir medeniyet, cok daha demokratik, cok daha insancil, cok daha dünya gözüyle bakabilen insanlar yetistiriyor fark ettirmeden.
 
Küfürlerde görüyorum bloglarda ama küfür etmenin utanılası birşey olmaktan çıkması iyi birşey oldu kanımca. Arsızca, korkakca, namertce oldugunu düsünenler olabilir tabiki blog küfürlerinin ama küfür denince aklına sair Eşref, Neyzen Tevfik, Can Yücel ve hatta hatta Kemal Sunal gibi hoş küfredenler gelenlerde vardır muhakkak.
 
Küfür etmeyi saldırmak gibi algılayan birçok serserinin yanında benim gibi, aslında küfür etmenin saldırmaktan, incitmekten, üzmekten kendi kendini alıkoymak oldugunu düşünenlerde vardır muhakkak.
 
Saldırganlık bir şekilde içinizde, psikolojinizde var ise, bunu degiştiremiyorsanız ama aynı zamanda da sevginiz karşınızdakini incitmenize izin vermiyorsa, isyan etmenin Allahin kuluna verdiği en büyük lanet oldugunu düşünuyorsanız, nasıl tutacaksınız kendinizi küfretmeden?
 
Kitap konusunda, defter konusunda yapılan nostaljik yakınmaları da anlayamıyorum bir türlü. Çok uzun süredir gazeteleri internetten takip ediyorum misalen ve mutluyum ben okuyayım diye agaçların kesilmemesinden. Arşiv diye sakladıgım küpürlerin, gazetelerin, dergilerin etrafımı doldurmamasından ve aradıgım herşeye cok daha kısa sürede ulaşabilmektende mutluyum. Vardır illaki fiziki olarak okudugunuz şeyi tutmanın ayri bir anlamı olduğunu, ayrı bir güzelliği olduğunu düşünenler ama aynı mantıkla baktıgınızda katledilen hayvanların kürklerini giyenleri, ugrunda oldürülen insanları umursamadan buldukları elmasları takanları da sempati ile anlamanızı gerektiriyor bu bakış açısı.
 
Ortam 14 sene öncesine göre uygun gözüküyor kısacası. Ama ben uygunmuyum bilemiyorum. Belki de bunu anlamaya, bulmaya çalışıyorum bu blogla beraber.
 
Sartre in varolusculuğunu ögrenmeye çalıştıgım günleri hatırlıyorum hayal meyal. Bir anı var aklımda çok canlı duran. Der ki Sartre insan doga karsısında çok güçsüz olan ama dogayı yenebilecek tek varlıktır. Bu sözü duydugumda ilk tepkim, belki de cahil cesareti sayılabilecek bir arsızlıkla, degiştirebilirim ben dünyayı demek olmuştu. 25 – 30 konu başlıgı altında yazacagım bir kitapla hayatta yanlış gördügüm terslikleri güzel gördügüm fikir akımları, gelişmeler, biyografilerle harmanlayıp yeni bir fikir akımı başlatabilecegimi hatta dünyaya barış getirebileceğimi düşünmüştüm açık açık.
 
Yapmadım… Yapamadım…. Çözemediğimde bu oldu hayatta. Acaba hayatın getirdikleriyle dünyaya daha mikro, daha minimal bakarak daha realist bir insan mı oldum ben, yoksa dünyayı değiştirebilecegime olan inanacımı gün be gün yitirerek daha bencil, daha korkak, daha pısırık bir insan mı?
 
Ama bu kararsızlıgım gerçek olanı hiç değiştirmedi. Değiştirmeyecekte. Yazmak anlatmak hatırlamak not düşmek ve anlaşılmak adına hepimiz yazmaya devam edeceğiz. Herşeyin daha güzele gideceğini düşünerekte, her türlü olumsuzluga gögüs gererek, hem yakın çevremize hem insanlığa birşeyler vermek adına ugraşıp duracağız öleceğimiz güne kadar.
Mücadelenizin hep gönlünüzce olması dileğiyle hoş geldiniz diyorum hepinize 🙂
 Burak Özbakır