Son Dakika Haberler

1.Sınıf Ders Kitaplarındaki resimlerde pedagojik yanlışlar.(2) Mahiye Morgül

1.Sınıf Ders Kitaplarındaki resimlerde pedagojik yanlışlar.(2) Mahiye Morgül
Okunma : 131 views Yorum Yap
Mahiye Morgül

Eğitimin temel kuralı “çocuğa görelik” kuralıdır. İyi bir ders kitabı öncelikle bu kuralı bilenler tarafından hazırlanır.

Çocuğa görelik kuralının ilkelerini anımsayalım:   

a-Bilinenden bilinmeyene ilkesi,

b-Somuttan soyuta ilkesi,

c- Bütünden parçaya ilkesi (tümden gelim),

d-Yakından uzağa ilkesi,

e-Ayanilik ilkesi (açık, anlaşılır, örneklendirilebilir),

f-Ekonomiklik ilkesi (en az zamanda ve en az enerjiyle).

Bu ilkelere, yaparak-yaşayarak öğrenme, iş içinde öğrenme, oyun içinde öğrenme, taklit etme (dramatize), gibi aktif metodlar eklenir.

Çocuklar, konuşma dahil her şeyi taklit ederek öğrenirler; ses ile hareketi birlikte taklit ederler, bundan hoşlanırlar. Bu özellikleri nedeniyle okunan öyküdeki kahramanları taklit etmekte pek mahirdirler. Çocuklar önüne konulan resimleri de taklit ederler. Çocuklar yazıdan önce resmi görürler, onu hafızaya alırlar; hatta bir sayfa yazıyı bile fotoğraf gibi hafızaya alırlar, sayfa numarası dahi hafızaya kaydolur. Ancak görme sınırının dışına çıkan, sayfa kenarından taşan resimler, bir sayfada birden fazla resim algılanır değildir. Ders kitapları bu kurallara aykırı sayfalarla ve resimlerle doludur.

Bu arada belirtelim; ses ile hareketin örtüşmediği çizgi filmler taklit edilebilir olmadıkları için çocuğun konuşma becerisine bir katkı vermezler, tersine dil kaslarının gelişimine engel olduğu için zarar verirler.

Ders kitaplarında algılanamaz olan resimler:

Bir resmin algılanabilir olmasının beş altın kuralı vardır: Zemin, Mekân, Sınır (çerçeve), Işık ve Bakış (perspektif).

Bu kurallardan biri bile olmazsa o resim hafızaya kaydedilemiyor. Beynimiz onu bozuk resim olarak görüyor ve içselleştirmiyor. Aklımız böyle resimleri anlamakta zorlanır.  Çocuğu bozuk resme bakmak zorunda bırakmak, oradan ona soru sormak, hatta resim üzerine yazı yazarak çocuğa bir de görme sorunu yaşatmak, değişik uzaklıktan çekilmiş resimlerle onu şaşırtmak, resmin üzerinde delikler açmak, gibi kural dışı resimlerle çocuğun aklını karıştırmak, çocukta algıda azlığa ve algı yavaşlamasına sebebiyet vermek ona büyük haksızlıktır.

İnsan bedenindeki mükemmel matematik resimde önemlidir; yüzümüzdeki ve uzuvlarımız arasındaki orantı estetiktir. İnsanı orantısız resmetmek, örneğin başı önde ayakları geride gösteren bir çizim, algılanabilir değildir. Böyle resimler taklit edilebilir değildir, çocuk bu resimler karşısında şaşkına döner, resmi anlamakta zorlanır; böyle resimler algıda yavaşlamaya sebebiyet verir.

Bozuk resimler özetle;

 Çocuğun zihinsel gelişimi önünde engeldir, çocuklarda algıda azlık (disleksi) sonuçları görülmesi kaçınılmazdır. 2012 yılında aralık ayına kadar okutulmak üzere dağıtılan ders kitabındaki resimleri bu gözle bir daha incelemeniz ricasıyla adresini veriyorum.

http://ttkb.meb.gov.tr/dosyalar/kitaplar/1sinif_calismakitabi_I.pdf

Her sayfada onlarca yanlış göreceksiniz. Sadece “Yaşasın Okula Başladık!” başlıklı sayfadaki resimden birkaç yanlışı örnek vereceğim:

1-Kahramanımız Bilge çantasını kenara bırakmış okulun kapısında amuda kalkmış. Başı yukarı bakıyor, elleri aşağıda, ayakları havada ve açık halde akrobasi yapıyor.

2-İki çocuk kitaplarını fırlatmak üzere rulo yapmış iple bağlamış…

3-Okulun ön kapısı hemzemin giriş, yan girişi üç basamaklı…

4-Okul 2 pencereli olmaz, bu bir evdir okul değil…

5-Pencerenin birinde kırmızı fırfırlı görülen şey bayrakmış gibi…

6-Bayrak direğinin dibi görünüyor, tepesi yok, bayrağı pencerede olabilir mi? Diğer pencerede neden perde yok…

7-Sağ yanda gök var sol yanda yok.

8-Üç çocuk kameraya şaka yapıyor, oysa bu resim bir kamera çekimi resim değildir.

9- Okulun tabelası bile görünmüyor, alt kat hizasında resim kesilmiş…

10-Çantasını havada sallayan çocuk, çanta böyle duramaz…

11-Okul, deprem sonrası yıkılma kararı verilecek kadar duvarları çatlak, sıvası dökülmüş, onarım isteyen bir bina… Bu okul hiç güzel bir okul değil.

12-Çocukların ağızları kocaman açık, 8 aylık bebek gibi üstte iki diş var, alt dişleri yok (önce alt diş çıkar oysa), 7 yaşında okula başlayan bir çocuk kendini bu dişlek bebeklerle eşleştiremez…

13-Bir okul bahçesi ciddiyeti yok. Yılsonu gelmiş, son dersten çıkan çocuklar gibiler, ama başlık Yaşasın Okula Başladık diyor, başlıkla resim arasında uyum yok, asimetri var.

14-Öndeki üç çocuk kameraya şaka yapıyor, birinin gözü yok…

Diğer sayfalardaki resimler de aynı şekilde ahenksizdir, uyumsuzdur. Bu resimler kaotiktir, matematiksizdir. Matematiği olmayan böyle resimlere bakan çocuk anlam veremediği şaşkınlıklar yaşar. Aklı şaşırtan böyle durumlarda bir karar vermediği o anda zihin durgunluğu yaşanır, buna akıl tutulması da denir. Zihinsel faaliyet gösteremeyen çocuk bu işten hoşnut kalmaz, mutsuz olur, öğrenme isteği biter, öğrenme hevesi kaçar, geriler.

Kaotik resimlerin taklit edilmesi halinde, ki çocuk doğal olarak gördüğü her şeyi taklit eder, taklit edemeyeceği zaman ona karşı da tepkisel bize tuhaf gelecek davranışlar gösterir ve sonra da yetişkinler çocuğa “hiperaktif-disleksi” gibi tanılar koymaya başlar. Onlara disleksi tedavi programı uygulamaya başlatılır ve o zaman bunun acı sonuçları toplum olarak görülür. Çocuğun önüne bozuk yiyecek koyup sonra da yemesini istemek gibi, böyle bozuk resimlere onu baktırmak büyük haksızlıktır.   

İlk yıllarda çocukların göz kasları yeterli sıçrama becerisinde değildir, resimden resime hemen atlayamazlar, resimdeki her ayrıntıyı seçemezler, uzaktan çekilmiş resimleri iyi göremezler, bu nedenle bir sayfada birden fazla resim onlara kaotik gelir, gözleri çabuk yorulur.

Çocuklara göz yorgunluğu yaşatan soğuk, kirli, eğik duruşlu, çapaklı, delikli ve soluk resimler ders kitabına konulmamalıdır. Soğuk ve soluk resimler zihinsel faaliyet için gereken pozitif enerjiyi azaltır, böyle sayfalara bakarken daha fazla enerji harcamak zorunda kalınır, o nedenle ders kitaplarında temiz ve doğru çizilmiş resimler olmalıdır.

Bu yıl başlatılan eğitimle, çocuğun önüne sağlıklı ders kitapları koymayıp sonra da onları disleksi alt sınıflarında eğitime zorlamak ve bunun sonucunda onları peşin hükümle normal tahsilden men etmek, yüzyılımızın kara lekesi olarak tarihe geçecektir. Üçüncü bin yılın gelişmiş ülkelerinde başlayıp oradan yoksul ülkelere doğru yayılan bu eğitim(sizlik) programında, maalesef “algıda azlık” (disleksi) tanısı tuzağı görülmektedir. Adına, Eğitim Reformu, Parçalı Müfredat, 4+4+4, ne denirse denilsin, gerçek odur ki bu bir psikolojik savaş programıdır.   

İnternette arama motoruna “disleksi” yazarak baktığımızda Disleksi tanısı konulan çocukların özelliklerini şöyle görüyoruz:

Okuma ve yazma becerilerini kazanmada güçlük çekerler.
Ders çalışmayı, ödev yapmayı, kitap okumayı sevmez.
El yazıları okunaksızdır.
Harfleri ve rakamları ters okur ve yazarlar. (Örneğin; b-d, 6-9, 21-12 gibi)
Sık sık sakarlık yaparlar.
Huzursuzdurlar.
Eşya ve oda düzeni konusunda sorun yaşarlar.
Konsantrasyonları zayıftır.
Hikaye ya da bir olayı anlatmada başarısızdırlar.
Dikkati yetersizdir.
Çalışırken birisinin yönlendirmesine ihtiyaç duyarlar.
Bellekleri zayıftır, çabuk unuturlar.
Ezberlemede güçlük yaşarlar.
Çok çabuk yorulurlar.
Konuşurken anlama ve en uygun kelimeyi seçmede zorluk çekerler.
Soyut kavramları anlamada zorlanırlar.
Saati öğrenmekte güçlük çekerler.
Performansları günlere göre değişkenlik gösterir.
Sağını, solunu ve yönleri karıştırırlar.
Günleri, ayları sırasıyla öğrenmekte zorluk çekerler.
Kendi duygu ve düşüncelerini ifade edemezler.
Küçük ve büyük motor hareketlerinde zorlanırlar. (Ayakkabı bağlarını bağlayamama ve topu yakalayamama).

Eğitimin amacı çocuğa bu becerileri kazandırmak olmalıyken, tam tersine çocuğu algıda kaosla perişan etmek ve sonra da ona hak etmediği bir serüven yaşatmak, çocuklara karşı bu kadar acımasız olabilmek, ancak defalarca yakılmış olan Talmut’ta yazıldığı gibi bir zulüm olmalıdır ve o da tarih öncesi devirlere ait bir kavramdır.

Yoksa insanoğlu çocuklarını tanrıya kurban veren tarih öncesine geri mi döndü?

Ya da, yoksa bu ders yılında paranın efendileri çocuklarımızı pençesine mi aldı?

 

19.11.2012