Son Dakika Haberler

Çocuğun Ruhsal Gelişimine aykırı ders kitapları (3)

Çocuğun Ruhsal Gelişimine aykırı ders kitapları (3)
Okunma : 109 views Yorum Yap

2012-2013 ders yılı başında dağıtılan ilkokul 1.sınıf Okuma Yazma kitaplarının çocuğun Zihinsel ve Fiziksel gelişimine nasıl zarar verdiklerini açıkladıktan sonra, çocuğun Ruhsal gelişimine nasıl zarar verdiklerine de bakalım. İkinci yarıyılda çocuklara verilecek olan Hayat Bilgisi (1.sınıf) çalışma kitabı, bu hafta elime geçti(24 Kasım 2012).

Henüz velilerin görmediği bu kitapla ilgili olacak yazdıklarım. Çocuğun hayatla bağını kurması beklenen bir kitapta çocuğun hayata nasıl küstürüldüğünü anlatacağım. 

Hayat Bilgisi kitabı değil, çocukları Hayata Küstürme Kitabı…

Kitaptan çok önemli bir cümle: “Ben hiç güzel resim yapamıyorum.” Kitapta kaç kere “ne kadar güzel!” cümlesi geçiyor diye baktım da, bir kere var ve o da negatiflik veriyor! Pozitif enerji veren, başarıyı alkışlayan, “Aferin, Ne güzel, Çok güzel, Seni seviyorum, Sevgi, Mutlu olmak, memnuniyetini ifade eden Teşekkür etmek, gibi cümleler aradım da, sadece konuşma baloncuklarındaki yazılar değil, resimler de yeteri kadar negatiflik veriyor…

Bu çağda çocukların ruhsal özellikleri nedir diye kim ne yazmış bakayım dedim, çocuğun ruhsal gelişimiyle ilgili bilgisunarda bir tarama yaptım.

http://fitoterapi.org/psikoloji.htm adresinde önemli bulduğum birkaç satırı buraya alıyorum.

“RUHSAL GELİŞİM: Gençlik yıllarından sonra beden yaşlanma ve yavaş da olsa yıkım sürecine girer. Oysa ruhsal gelişim yaşam boyu devam eder. Ruhsal gelişimin temel dönemleri vardır. Psikolog Erik.H.Erikson’a göre, her bir dönemin bir dengeye ulaşması gereken temel kriz ve gelişme alanları şöyledir: (bkz. l)

a-Temel güven karşısında temel güvensizlik (0-1 yaş),

b-Özerklik karşısında utanç ve kuşku (2-3 yaş),

c-Girişkenlik karşısında durağanlık (3-6 yaş),

d-İş yapıcılık karşısında aşağılık duygusu (7-12 yaş),

e-Kimlik geliştirme karşısında kimlik çözülmesi (13-20) ,

f-Yakınlık kurma karşısında yalıtılma (20-40 yaş),

g-Üretkenlik karşısında duraklama (40-60 yaş),

h-Ruhsal bütünleşme karşısında umutsuzluk (60 üstü).

Her dönem bu kazanımları amaçlayan bir gelişimsel kriz içinden geçilir, çevre ile etkileşim halinde bu krizin olumlu biçimde çözülmesi ilerleme getirir. Olumlu çözümlenemeyen krizler psikososyal sorunlara ve hatta psikopatolojiye yol açar.”

Koyu yazdığım iki cümle birbiriyle bağlantılı görünüyor. “7-12 yaş arasında aşağılık duygusu yaşama riski olan bu çocuklara eğer doğru bir eğitim verilmezse yaş dönemi krizi olumlu biçimde çözümlenmez” gibi bir şey söylüyor. Buna döneceğim.

Yine Fitoterapi sitesinden öğrendiğime göre, çocuk, ilk tanıştığı somut veya soyut nesnelerle bilinçli olmayarak bağ kurar. O nesneyi geçici de olsa benimsemesi, onu kendisinin bir parçası olarak görmesi gerekir. Bu ilişki füzyon olarak adlandırılan taban ilişkidir, ilkel özellik taşır, kişi fark etmeden kendiliğinden meydana gelir.

7-12 yaş arası, yani ilkokulda, çocuklar sayısız nesneyle söz veya resim olarak ilk defa tanışırlar. Şimdi soralım, eğer nesnelerle ilk tanışma doğru imajlarla gerçekleşmezse, çocuğun algılamasına ters düşecek şekilde hazırlanmışsa, çocuk “ben bunu anlamadım” diyorsa, çocuğun yabancı kaldığı bu nesneye karşı beklenen pozitif enerji ortaya çıkabilir mi? Füzyon yerine korku (enerji kaybı) oluşması muhtemel değil midir?

Çocuğun karşı karşıya bırakıldığı bu durum tüm ders kitaplarında süreklilik arz ediyorsa, ruhsal çöküntüye, yani travmaya dönüşmez mi?

Erikson’un 7-12 yaş çocuğunun ruhsal gelişiminde belirlediği “iş yapıcılık karşısında aşağılık duygusu” maddesini, daha anlaşılır biçimde söyleyelim:

7-12 yaş, başardığını gösterme dönemidir. Çocuğa eğer sürekli başarısızlık yaşatılırsa içine kapanır ve halkımızın deyişiyle, sürekli kusuru yüzüne vurulursa çocuk yüzsüz olur.

Ninelerimizin gelinlere öğüdüdür; “çocuğu azarlama arsız olur, çok söylenme yüzsüz olur.”  Yani, 2012’nin ders kitapları Türk ananelerinden geriye düşmüştür.

Çocuğa sürekli başarısızlık yaşatan tuzaklar kurarsak, onu devamlı şaşırtırsak, sonucunun ne olacağı bellidir; öğrenmeye karşı isteksizlik, yaşamla bağını zayıflatma, içine kapanma, çocuğu dünyaya küstürme… Pozitif enerjisini kaybetme hali, ruhsal çöküntü, moda deyimle Disleksi hali.

1.sınıf Hayat Bilgisi ders kitabında “Ben güzel resim yapamıyorum” cümlesi gibi onlarca yıkım cümlesi var. “Çocuk olumlu örneklerle eğitilir” kuralı ortadan kalkmıştır. Hep başarısız olanı seçmeye yönelik soru soruluyor. Sürekli hata yapan çocuklar var ve dahası, hata yapan çocuğun yerine kendini koyup “Bu hatayı siz yapsaydınız ne hissederdiniz?” gibi negatif soyut düşünmeye zorlamalar var. Negatif soru olmaz!

“Kendi yaptığınız bir yanlışı anlatınız” gibi, asla onun yerine kendini koyması mümkün olmayan, benzer yanlışını bulup söylemek zorunda kalan çocuk… Kendi dedikodusuna tanık olan çocuk, aşağılanan çocuk, azarlanan çocuk, vb çocuğu hep gergin bırakan, öfke ve kin yaratan resimler. Adeta çocuklar arasında sürekli savaş hali var. Birbiriyle iyi arkadaş olan çocuklar hiç yok, hep kusurlu, hep başarısız, hep kavga eden, hep yanlışı olan çocuklar… Sürekli birbirine kin duygusu kamçılanıyor.

Bir çeşit “sürekli savaş” psikolojisi içine atılıyor çocuklar. Maalesef bütün çocuklarımıza böyle bir ceza verilmiş gibi görünüyor. Bu ceza, Psikolog Vamık Volkan’ın teorilerini hatırlatıyor. TV’deki birçok dizinin de danışmanıdır.

Kin tutmak, kinini ilelebet tutmak, bir haksızlığa uğradığını düşünerek bunun acısını/yasını sürekli tutmak, toplum olarak bitmek bilmeyen yaslarla travma yaşamak ve böylece intikam duygularını diri tutmak…

 “Sürekli kin duygusuyla yaşamak” cezasına çarptırılmış Ortodoks Ermeni halkını anımsatıyor. Tehcir kararından daha ağır cezadır bu, nefret yükünün altında,  “sürekli savaş” psikolojisinde gergin tutuluyorlar.

Kin ve nefret duygularını ayakta tutmak fikri, Psikolog Vamık Volkan’ın “Filistin Savaşı Psikolojiktir” demesiyle başlayan, kendisini nobel adaylığına yükselten “sürekli psikolojik savaş” teorisinin ana malzemesidir. “Acınızı taze tutun, yasınızı sürekli yaşayın” önerir. Kendisiyle yapılmış ropörtajları okumak için:

 “http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=5960&pid=5498

Vamık Volkan’a göre, yasınızı sürekli yaşayın ki travmaya dönüşsün. Toplumlara da yaşadıkları acıyı sürekli hatırlatın ki toplumsal travmaya dönüşsün. Dilinin ucunda, “ acınızın intikamdan başka tedavisi yoktur” diyecek… İşe yaramış ki küresel reislere verdiği “Know How?” toplantılarından sonra Nobel ödülüne adaylığa kadar önü açılmış.

Zihinsel çökertmenin mimarları da var elbette, evrende her şey tekildir diyen fizikçiler… Asimetri silahını keşfettiler. “Buraya bakarlar” diyen bir afişte “tek göz”  resmi gibi. Üstüste tek gözler, titrek görünüyor, TEOL afişlerindeki gibi, ya da üst üste bindirilmiş ağızlar. Bu afişlere bakmak insanı ürpertiyor, asimetri silahıdır. İnsanoğlu insan yüzünde asimetriyi asla kabullenemiyor ve buna sinirlenerek tepki veriyor, geriliyor. Bunu bilen birileri bu silahı bize sıkıyor. Ders kitaplarında da çocukları geren çok kötü resimler var.

Türkçe kitabındaki bir okuma parçasında, birbirinden korkan üç hayvan, (Fil, Fare ve Kedi) bir öykünün iyi anlaşan kahramanları yapılıyorsa, bu kadar şaşırtma bir asimetri silahıdır.

Şaşırtmanın ilkini dik yazıyla okuma öğrenirken eğik bitişik yazıyla yazma öğrettiğimiz için yaşıyor çocuklar. Bütün Türkçe ve Matematik kitaplarında böyle; yönergeler dik küçük harflerle, yazma satırları eğik bitişik yazıyla: Bu asimetri çocuğu yazmada zorluyor, imla öğrenemiyorlar ve 4.sınıfa gelmiş matematiği çok yüksek bir çocuk yazı yazamıyor, imla öğrenemiyor.

Dik yazı ile okuma, Bitişik eğik yazı ile yazma! Tutarsızlıktır, dengesizliktir.

Puntosu veya karakteri farklı olan kelimeler yan yana geldiğinde insana uyumsuzluk duygusu verir. Biri yukarı bakarken diğeri neden yatık duruyor, arasında beraberlik yokmuş hissi verir. Bu da asimetridir, geometrik olarak bu iki çeşit harf, merkezden uzaklaştıkça aralarındaki açı büyür, birbiriyle bağlantısı kalmaz. Merkeze yaklaştığında da kesişirler, kaotik hal alır.

Bir sayfa içinde aynı konu altında değişik iki yöne hareket eden göz hareketi gerektirir, bu da beyin-göz koordinasyonunu zorlar. Sayfa tasarımında dengesizlik varsa aklımız karışır, bellek kaydı yapılamaz.

Çocuğu görsel yolla şaşırtarak yanılgıya düşmesine neden olan kuramı bulan kişi Fizikçi Nihat Berker’dir. Makalesinin adı; “Spin camları altında bunalım ve kaos.”

Çocuğa “ben başarısızım, ben hep hata yapıyorum, ben hep kusurluyum” dedirtmenin ustası da Vamık Volkan görünüyor.  

Beynin besini olan bilgiyi çocuğa az vermenin iyi bir şey olduğunu kabul ettiren psikolog ise H.Gardner’dir; “az olan iyidir” dedi, 1983’de zekânın önce 6 parça, sonra 8 parça olduğunu ilan etti, en son 2009 yılında “dinsel zekâ” diye 9.parçayı ilan etti!

Parçalı Zekâ, Parçalı Müfredat için icad edilmişti zaten. Eğitimde Dönüşüm bu, bilimsel bağlar yok edildi, akıl denilen ışıklı(spin) bağlarını kesmeye geldi sıra.

Gardner sayesinde, derslerin ve konuların arasındaki akıllı bağlar kopartıldı, her parçasından bir sertifika kursu açıldı, açılmaya devam ediliyor. Kendisi, Eğitimde Dönüşüm denilen emperyalist programın baş mimarıdır, 2009 yılında Türkiye’de konferans verdi.

Parçalanmış dersler, parçalanmış arkadaşlıklar, aynı konuları görmemiş kardeşler, parçalanmış bireyler… Millet kavramı yok, Ulus buharlaşıyor, çocuğun güven duyacağı devlet yok, yalnız ve zavallı çocuklar… Ailesi ona sahip çıkamayacaksa kendisi de yok, gelecekte böyle bir nesilden oluşan hiçbir toplum millet olarak var olamaz…

Ve tablet bilgisayarla ders!

Pek yakında öğrencinin elinde kitap yerine tablet, Fatih projesi: Ders kitaplarının arka kapağında bunun tanıtımı var. “İnternete koyduk, kitaplarınızı tablete yükleyin” diyecekler. Peki ya bunun sonuçları ne olacak derseniz:

Beynimiz bilgiyi hafızasına yükleme ve her yere onu taşıma organıdır. Bu işlevini yok ederiz. Eğer bilgiyi beyinle değil de tabletle taşırsak, insanoğlu rahatlığa çok kolay alışır, beynini değil tableti kullanır! İnsanın beyninin de yok edildiği süreç başlıyor demektir. Robot olur insanlar, kumandası kendi elinde olmayan ve bu çağ da çok hızlı geliyor, eğer önlem almazsak… Yarı insan yarı hayvan bir canlının ruhsal gelişiminden nasıl söz edilebilir ki!

Zaten ders kitaplarında kafası hayvan altı insan tiplerle tanıştı çocuklarımız, alışıyorlar görmeye. Hayat Bilgisi 1.sınıf kitabında, kafası kabak büyüklüğünde kiraz, elma mı kiraz mı belli değil, altı insan kafası kiraz ve adı KİRAZ olan bir yaratık soruyor soruları… Onunla her sayfada beraber oluyorlar, o kumanda ediyor çocuğumuza… Kimden emir almaya alıştırılıyor çocuğumuz, iyice bir düşünün.

Galiba istenen küresel köyde sürüler halinde insancıklar böyle olacak.

Elindeki tabletle ders kitabı, ama içine kitap diye kimin ne koyduğunu bilmeyecek…

Cebindeki tablette besini, ama içine besin diye kimin ne koyduğunu bilmeyecek…

Sürekli birbiriyle savaşacak, ama eline silahı kimin verdiğini bilmeyecek…

Eğitimde Dönüşüm programının yarattığı insan modeli bu. İşte bu programın kitaplarını anlatmaya çalışıyorum. Çocuklarımız bu kitaplarla zihinsel, fiziksel ve ruhsal olarak günden güne yok olacak. 2024 ilan edilmiş son yıl… Çünkü bu sene bu kitaplarla başlayan çocuklar 12 yıllık eğitim sonunda, o gün için hesaplanan son noktaya gelmiş olacaklar.

Bkz: http://ttkb.meb.gov.tr/dosyalar/kitaplar/1sinif_calismakitabi_I.pdf

27.11.2012 / Mahiye Morgül