Son Dakika Haberler

Kanımı Donduran Şeyleri Yazmak. Mahiye Morgül

Kanımı Donduran Şeyleri Yazmak. Mahiye Morgül
Okunma : 92 views Yorum Yap

Mahiye Morgül
Mahiye Morgül

Mart başından beri yazmaya elim varmıyor. Ulusça çok kötü şeylere tanık oluyoruz, yazması bile ar geliyor, insanın eli varmıyor.
Silivri Mahkemesinde aceleyle mütalaalar verildi, yurtseverlere katmerli müebbet cezaları çıktı, elim varmıyor yazmaya.
Muhtemelen içinde Türk adı geçmeyen malûm Anayasa referandumuna eklenecek bir genel af paketine, yani “Öcalan’a af” tuzağına milletimizi düşürmek için, hapse doldurdukları vatanseverlere müebbet cezaları yağdırdılar.
Terörist başı Eşsultan Öcalan, hem hapiste, hem de bize şantajla anayasa yaptırıyor; “Parlamentodan da geçirin bunları ha… Geçirmezseniz kan gövdeyi götürür, ona göre…”
Etnik şantaj yapıyor. Milli kimliğimizi kaldırmalıymışız anayasadan.
Kumandalı kukla oyunu seyrediyoruz; Amerikalı birileri ziyaretine gitmişler, eline vermişler; şimdi bunu de, bir hafta sonra şunu de, şu tehdidi yap…
Mahmur kampında PKK’nın elinde çoğunluğu çocuk 140 rehin bulunduğunu konuşalım bence.  Kürt korucuların çocukları bunlar. Babalarına karşılık esir alınmışlar, okula gidemiyorlar, annelerine sarılamıyorlar…
Anneleri gitmiş Mahmur’a, “siz gidin babaları gelsin” demiş caniler.
Nerde çocuk hakları diye ortalıkta dolaşan AKP’li kadın milletvekilleri? Nerde AKP İstanbul milletvekili Halide İncekara? Hani, kadından mı sorumluydu, çocuktan mı sorumluydu, her ne işe bakıyorsa, çıksın ortaya. Köylere mavi bayrak asacaktı, çocuklara şiddet yapılmasın diye önlem olarak önerdiği buydu. Çıksın elinde mavi bayrakla mecliste konuşsun, gitsin Mahmur kampına assın, dikkati oraya çeksin, haydi görelim… PKK’nın bebek katili olduğunu unutturmakla meşgul iken, AKP’li bu hanımlar, şimdi çocukların rehin alındığını hiç söz edebilirler mi?..
İşin en acıklı yanı, bu çocukların babaları evlerine gidemiyor. Devletsiz sahipsiz kaldılar, PKK zulmünden kaçıyorlar. Çünkü onlar Türk askerine yardım ediyorlardı, maaş alıyorlardı. Bu hükümet maaşlarını da kesti. Bu cesur babalar şimdi kaçağa düştüler. Devlet onları PKK terörüne karşı yalnız bıraktı. Çocuklarına karşılık teslim olmaları isteniyor. Onları nasıl bir talih bekliyor, düşünmek bile kahrediyor.
Anayasanın değiştirilmesi konuşulurken, ne kadar abrışçı olduğunu, Nevruz Bayramını ne kadar güzel kutladıkları gösterilirken, hiç PKK tükaka edilir mi?.. Kürt teröristlerin dağa kaçırdığı rehin çocuklardan söz etmek olacak iş mi?..
Türk milleti kavramını tarihten ve hafızalardan silme turları sinsice “barış” adı altında başlamışken… Görevli medya iş başında…
TV 24 de Yiğit Bulut, Zaman gazetesinden Mümtazer Türköne’yi almış yanına, “Türklük kavramını eritme” seansını açtılar. (Sansürsüz, 19.3.2013)
Yiğit Bulut, konuyu ısrarla “anneler barış istiyor” noktasına taşıyordu.
Şu anda korucu ailelerin çocukları büyük tehdit altındayken söylüyor bunu. Oysa yeni anayasa o çocuklara daha büyük tehdit getirecek. Kürt aşiretleri birbirine girecek, kan davaları artacak…
Kürdün yoksuluna hazineden bir ekimlik toprak vermediniz, tüm doğuyu teslim edeceksiniz Kürdün ağasına… Üstüne gelsin şeriat yasaları, kuma, mirastan mahrumiyet, cahilliye dönemi… Kürt anneler bunu mu istiyor?
Programın özel konuğu Alev Alatlı idi. Alev Akatlı’da derin tarih bilgisi var, 1071’lerde takılıp kalmamış, veriyor cevabını. Türköne’ye “Etnik şantaj yapıyorsun, adın Türköne ama Kürt-öne yapıyorsun” dedi. İçime su serpti Alev Akatlı, notlar aldım:
Türkleri değersizleştirerek bir etnisiteye yer açıyorsun, bu şantajdır. Böyle olmaz, Türk varlığını siz silmeye çalıştıkça ters teper. Bu milletin içinde varlığını Türk olarak devam ettiren herkesi yalnız bırakmış olursun, hepsi tehlikeye düşer.
Sultan Galiyev’i okumamışsın, Türk edebiyatının ve fikriyatının tarihsel bağlarını kopartıyorsun. Anadolu Bizans zamanında bile millet olmuştu, Bizans tekfurlarına kızlarını veren onlardan kız alan Türk beylerini bilmiyorsun… Anadolu’yu Osmanlı hanedanından ibaret sanıyorsun. Ermenileri ve Yahudileri, Sefarad Yahudilerini yok sayıyorsun, onlar bu milletin içindedirler, nasıl ayrıştırırsın? Anayasa tarih inşasıdır. Millet, felsefesiyle, psikolojisiyle, sosyolojisiyle, Türkolojisiyle birlikte var olur. Türkiye’de tarih yazarlığı yok, bulgurla fasülyeyle tarih yazılmaz. Amerika bir piyasa devletidir, tarih devleti değildir. Türkiye bir tarih devletidir, bunu silemezsiniz.
Atomizasyon var bugün, boy pazarı kuruyorlar, kim olacağınıza o piyasa karar veriyor. Ulusal sınırlar kalkarken kimlik kalmaz. Mağara devrine döneriz.
Apo öncesi Kürt solu bugün suskundur, Kürt solu nerde? Papa 2 kızı Müslüman rahibe ilan etti, ortalıkta geziyorlar. Panteizm kendi dinini üretti, bakın, sosyetenin reikileri, Mevlevileri, falcıları, haftalık törenleri var.
Ciddiyetten uzaktır bu anayasa hazırlığı. Ahlaklı bir ciddiyet istiyorum. Palyatif tedbirlerle olmaz. Bu bir savaştır. Bu ülkenin yöneticiye ihtiyacı var, bize düşen bu uyarıyı yapmaktır. Siz Türksüz anayasa yazarsınız, ama tutmaz, yeniden yazılır o anayasa.
“Ben Türküm, ölürüm de Türkiyeliyim demem, sonuna kadar buna direnirim…” Böyle dedi Alev Alatlı.
Bravo dedim, kaç Türk aydını bu yüreklikte söyleyebiliyor bunu.
…..
16 Mart geçti ve ben öğretmen yazar olarak o güne dair bir şeyler söyleyemedim. Kanımı donduran şeyler yazmaya zorlanıyorum, ondan.
Ogün bir panelde dinleyiciydim. Öğretmen Okullarının kuruluşunu anma amacıyla Eğitim-İş tarafından düzenlenmişti. Panelde oturumu yöneten Feyzi Uluğ adında bir profesör vardı. Yüzümüze baka baka “Eğitim Fakültelerinde bazı bölümleri kapatmak lazım, öğretmenliğin meslekleşme sorununu konuşmak lazım” gibi laflar etti.
Oysa bu söylem AKP’nin Eğitim Fakültelerini ve özellikle Sınıf Öğretmenliği bölümlerini kapatma projesinin söylemidir. Bu zat, Azerbaycan Pedagoji Üniversitesine de görevli gidip geliyormuş; anlaşılan orayı da onun eliyle yıkacaklar. Söz aldım ve kendisine gereken cevabı verdim.
Panelden sonra bilgisunarda hakkında bilgi aradım. Daha önce Eğitim-Sen’in sempozyumuna katılmış orda da bu tür laflar etmiş:
http://www.egitimsen.org.tr/ekler/0f69d2b0034f10b4bb19df05ee9ac26_ek.pdf
Bu sitede yayınlanan sempozyum notlarını okurken kanım dondu. AKP’nin öğretmenliği un ufak etme programının has adamını dinlemişiz. Meğerse, öğretmenlik meslek kriterlerini belirleme heyetinde görev almış. Hani şu, “yerel yönetimlerin yapacağı sözleşmeyle işe alınma, velilerin, öğrencilerin ve itibarlı ileri gelenlerin katıldığı okul yönetimi (mütevelli heyeti) tarafından verilecek puanlarla statü belirleme, vs diyen rapora katkı vermiş.
“Öğretmenliğin meslekleşmesi sorunu” diye başlık atacaklar, gerçekte öğretmenliği parçalayarak piyasa kurslarına devredecekler ve içinde “eğitim” olmayacak, sadece “bilgisi olan satmak için dükkân açar” diyecekler. Küresel piyasanın yaklaşımıyla “Öğretmenlik, bilgi satma mesleğidir” şeklinde bir tanım getirecekler.
Bu yolla kuş kadar bilgiye indirilmiş o ilkokul müfredatına uygun kuş kadar bilgi sahibi öğretmenler yetişecek ve bizim nesil öğretmenler bir daha hiç olmayacak. Böyle 16 Mart ya da 17 Nisan’larda, arkamızdan ağlayan bile bulamayacağız. Ya da bu adamlara dur demesini becereceğiz.
21.3.2013
Mahiye Morgül