Son Dakika Haberler

Millet… Ulus… Yurttaş… Vatandaş…Mahiye Morgül

Millet… Ulus… Yurttaş… Vatandaş…Mahiye Morgül
Okunma : 16 views Yorum Yap

Davutoğlu’nun “Ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi,” beyanı üzerine, basında tartışması başlatılan yukarıdaki kavramlar aslında herkes için aynı şeyi ifade etmiyor. Dilde birleşmeyince tartışma sürüp gidiyor. Benim fikrimi soranlar oldu, şimdi yazıyorum.

Millet Arapça ve Ulus Moğolca mıdır? Böyle tartışıyorlar. Oysa Mi-Let içerisinde Ulus var. Lat Uma; Las Ma/Malas, Ulu-Os ile Las/Lat/Let sesdeştir.

Ulus, Moğolca’dan alınmıştır diyenler var. Bütün dillerin anasıdır Türkçe, bunu bilmeyen öyle çuvallar işte. ULUS, Ankara’da semt adı olmakla neyi anlatıyor acaba? Antik dönemdeki adı da ULUS değil mi? Ulu ışığın altında kaynaşmış halk… Milet: Milas’da Balas beyinin kaya yazısındaki o tarif, MÖ. hangi yüzyılda yazılmıştı?.. 1994’de bulundu, çözüldü ve 2012 Ekim’inde Özgen Acar’dan öğrendik ki bir kimyasal yağ sürerek yazılar ve kaya resimleri silindi. O kayadaki KARDEŞLİK ANDI, Oğuz töresine işaretti. Altın parasında başında koçboynuzuyla resmedilen SelevKos Oğuzlu beyi Balas Beye aitti. “Beş Parmak” Dağları da orasıdır.

Milas’tan Sinop’a kadar onun yönettiği Milet Uygarlığı da oydu! Milat ilan edilerek tarihten silinen Başoğuzlu /Bazileus halkı, Milet Uygarlığı…

Millet de, Ulus da, Türkçe olup bize aittir.

Melat/Malaz/ MİLET yani kaynaşmış birlik olmuş halk… Malaz-Girt (Milis-Kerti) içerisinde bile var.

Beş Parmak, Artemis’in kızıl renkli elidir, KIZIL EL -MA, kurban kanına batırılmış o birleşik parmaklar… Mayana Kitaplığıma sembol koydum onu, altına Birliğimiz Dirliğimizdir yazdım. (Bkz.www.mahiye.net)

Gelelim diğerlerine; Vatandaşlık, Yurttaşlık…

Bu iki kavram, sözcük kökeniyle değil, kavram olarak Roma’dan gelir. Roma devleti, efendi-köle ilişkisi üzerine kurulmuş bir devletti. Köle tacirleri bu işi serbestçe yapar, borç para verir,  vergi toplar, korsanlık yapar ve efendilik haklarına sahiptiler, buna VATANDAŞ olma hakkı denirdi.

Bize kavram olarak şöyle miras kaldı:  “Halk plajı doldurdu, vatandaş denize giremedi.”

1970’lerde Florya plajında haftada bir gün halk günü ilan edildiğinde,  bir gazete bu başlıkla haber yaptı. Kavram yerindedir. Çünkü HALK kimdi?

İşte halk (helayıklar), yani çalışanlar, onlar ezilen sınıf ve tabakalar, yani Roma için söyleyecek olursak, borç aldığı zaman borcunu ödeyemediği ya da vergisini veremediği zaman karşılığında köle olarak alınıp satılan YURTTAŞ!

Gelelim bugüne:

Yurttaş; devlete karşı görev ve sorumlulukları olan…

Vatandaş: Devletin kendisine verdiği bir takım HAK’ları olan.

Roma’da vatandaş olma hakkı: Roma şehrine girme iznini alan, ticaret pasaportu olan, Romalı, bankerlik yapan, senatoda temsil edilen, yağma ve korsanlık yapan, köle sahibi olan ve savaş ganimeti esirleri köle olarak satma hakkı olan, köle tacirliği yapan…

Akdeniz’de Romalı korsanlar arasında sürekli pazar paylaşım kavgaları olurdu, buna bir düzen getirmek üzere aralarında anlaşmalar oldu, ona da demokrasi dediler; dört yıl sen yönet-sömür, yağmala, dört yıl ben… Bir süre sonra iki yıla indirdiler. Deli Dumrul öyküsündeki gibi, köprünün bir başında birisi vergi topladı, diğer başında diğeri, hatta Ceneviz köprüsü diye geçen yerler onlardan kalmadır. Anadoluyu yağmalayarak kasalarını doldurdular hep. Marks’ın ilk sermaye birikimi için “İlkel Yığın” dediği, Arap masallarında “haramiler” diye geçen, Anadolu’da “mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi” dediğimiz.

Roma’da yurttaşlardan daha aşağıda bir sınıf vardı, KÖLELER, ki o sınıf normal yurttaş olma hakkını bile almak için  binlerce yıl mücadele etti.

Kölelere nasıl kölelikten kurtulacaklarını anlatmak en zor olanıymış; köle köleliğinden memnun, avucuna konan bir tas çorbaya gün boyu çalışmayı kaderi saydığı için… Acı çektiği kadar cennete gideceğini hayal edermiş… Kölelerin haline bakıp insanlık adına utanç duyan aydınlar da vardı, ama onların arasından Anadolulu Ezop (Us Opa/ Yusuf) gibi, Sinoplu Diogen gibi, kimi bilgeler Atinalı zenginlere köle öğretmen olarak satılabiliyordu. Bazen daha zengin bir efendiye hizmet etmekten memnun olanlar, zengin sınıftan evlilik yaparak onlara hizmeti üst düzey bir görev belleyebiliyordu.

Atina’da ve Roma’da Yurttaşlık kavramı, köleleri kapsamıyordu. Köleler vergi vermediği için yurttaş bile sayılmazdı.

Helayık, yani HALK, çalışan bütün sınıflar, yurttaşlar. Bu sınıflar kiliseye de ayrıca vergi vermek zorundaydı. Ruhban elit sınıfa verilen bu verginin kaldırılması laikliktir. Laiklik, halk sınıflarının egemenliğidir. Hatta laikler için “sokaktakiler” tabiri kullanır batılılar, doğrudur, onlar için sarayda oturmayan çalışan kesim sokaktaki’dir. Sokaktaki/laik/halk kavramı, bizdeki gibi işsiz güçsüz demek değildir. Batıdan çevirirken böyle içi boşalıyor kavramların. Oysa, bizde buna ne denir, bakıp, onu karşılık olarak kullanmak gerekir.

Romalı efendilerin adıdır Romalı. Romalı, bir ırk adı değildir, bir elit sınıfın adıdır; yağmacı komutanlar, Papazlar, şehir kralları, büyük toprak sahipleri, korsan tüccarlar, işte efendiler. Venedikli ya da Cenevizli demek gibi. Aslında Roma’nın egemenleri onlardı. Bunların ırkı elbette vardı, ama artık Romalı olduktan sonra ırkın önemi yoktu. En acımasız efendiler Venedikli Yahudi korsanlardı. Onlar, tarihten beri Cenevizli Yahudi korsanlarla da savaş halindeydi.  Bu iki tayfa pazar paylaşma kavgasına başladıktan sonra Roma ikiye bölündü, Hıristiyanlık da mezheplere bölündü. O gün bugündür bu sürüyor. Venedik korsan tayfası Roma günlerini tekrar yaşamak istiyor. Kavramlar ona göre güncellenerek önümüze geliyor.

Romalı, özetle “efendi” ya da “vatandaş” demektir. Onların seçme seçilme ve ticaret hukuku gibi hakları vardı.

Bugün neden bu kavramlar güncellendi, asıl sorun burda. Çünkü, küresel Yeni ROMA  devleti kuruluyor da ondan.

O nedenle kaynaşıp MİLLET olmak, bir ülkü etrafında birleşip ULUS olmak, kaynaşıp HELK/Halk olmak, Laik olmak, efendileri rahatsız eder. Birlik-Dirlik gibi çağrışımları olan kavramlar, efendilerin unutturmak istediği kavramlardır. Hatta bu yüzdendir diyebilirim, LATMOS KAYA YAZISI, oradaki KARDEŞLİK ANDI, geçtiğimiz günlerde özel kimyasal yağlarla kayalardan silindi. (Cumhuriyet, Özgen Acar’dan.)

O yazıyı “Eğitim Küresel Piyasaya Teslim” adlı kitabımın arka kapağına koymuştum, iyi ki de koymuşum. 1994’de ortaya çıkartılmış olan, bu 2300 yıllık kaya resimler ve yazılar, okundu, çözüldü ve şimdi 2012’de silindi. Bu kadar kısa ömürlü olmasına sebep nedir?

Milas/Milat Beşparmak Dağlarına MİLAS/ MİLLET adını veren olay neydi ki, unutulsun diye onu oradan yok ettiler?

“Gelen Efesli kardeşlerimize derhal kurbanlar kesile, karınları doyurula;

Temsilcileri liste getire, evimizde alacağımız misafirler için kura çekile;

Onlara bir yıl yetecek kadar ev ve ahır yapacağımıza;

Altı yıl boyunca kızlarımızı oğullarına, kızlarını oğullarımıza alacağımıza;

Altı yıl boyunca hiç bir özel eşya almayacağımıza, söz veriyoruz!”

İmza: Lat Mos /Lat Mautu MÖ.273

Laz Mete, Lat Mos, Lazi-Mos diye çevirin lütfen; MAZ Ulusu, yani Hilal İnanışlı Ulus çıkar karşımıza, yani ŞAMANİ, Oğuzlular, yani “Birliğimiz dirliğimizdir” töresinin ataları!

Selev Kos Oğuzlu Beyidir Lat Mos, yağmacı Atina korsanlarının saldırılarından, İskender’in Ege sahillerine bıraktığı Ekustriyani yağma toplayıcı Yahudi bölüğünden kaçan Efeslilere kucak açan, “kardeşlik andı” yapılıyordu Beş Parmak’ta. Beş Parmak dağları, “bir elin beş parmağı gibi burada birleşildi, kardeşlik töresi burada yaşatıldı” demektir.

Bu töreler de yok ediliyor şimdi. Herkes bireymiş, çocuk da bireymiş… Yeniden çocuklar köle edilecek ya… Önce kavramlar yok ediliyor. Bakın, Yeni Anayasada MİLLET sözcüğü yasaklıdır, yerine HALK diyor, ama onu da parçalamaya açık tutuyor. İşte, onun için Türkiye Halkı diyor, bunun için MİLLET ve ULUS kavramlarını tartışmaya açıyorlar.

Boşuna uğraşmayın, Ulus ve Millet binlerce yıldır var, dışarıdan alınmış diyeceksiniz ki kaldırıp atılabilsin, değil mi?

Beylere, o küresel efendilik hayali kuranlara, milleti parçalamak için yerel şehir kralları sistemine geçiş yasası hazırlayanlara diyorum, bu kavramlar öylesine köklüdür ki, kayalardan silseniz de genlerimizde duruyorlar.

Kıp kızıl akan kanımızda Birliğimiz Dirliğimizdir yazar, onu silemezsiniz!

 

8.10.2012

M.Morgül