Son Dakika Haberler

Taşköprü’den Hindistan’a, İngiliz Taşocağına Esir-Köle Götürülen Türk.Mahiye Morgül

Taşköprü’den Hindistan’a, İngiliz Taşocağına Esir-Köle Götürülen Türk.Mahiye Morgül
Okunma : 86 views Yorum Yap

18 Mart, Çanakkale Deniz Zaferini kutlama günü. Bugün, bir müzik öğretmeni için Çanakkale Türküsünü korosuna söyletme günüdür. Ne korolarla yıllarca bu türküyü çalıp söyledik…

Çanakkale türküsü Kastamonu türküsüdür. Son sözleri kitaplara pek girmez, orada tamamı şehit olan, gönüllü öğrencilerle kurulan fırkayı anlatır:

Çanakkale üstünü duman bürüdü / On dördüncü fırka harbe yürüdü… Of gençliğim eyvah…”

Geçen hafta Ankara’da Kastamonu fuarı vardı, Taşköprü Belediyesinin bölmesine uğradım. Halk Eğitim Merkezinin hamarat öğretmenleriyle şehrin büyük atası Başoğuzlu beyi VI.Büyük Bedri (Mitridate) üzerine sohbet ederken, üzerimdeki kırmızı kadifeden sarı işli kıyafeti gören birisi geldi yanımıza, dedi ki “Bu kıyafet ninemin gelinliğiydi.” Doğru söylediği çevreden de onaylanınca gelecek yıl bu kıyafeti işlemeye karar verdiler. Sevindim, çünkü Bakü’nün, Semerkant’ın, Çamlıhemşin’in, Tonya’nın, Eskişehir’in, Kütahya’nın da eski gelinliği buydu.

Hamarat öğretmen Sevgi hanım, büyük dedesinin başından geçen çok ilginç bir hikaye anlattı. 1916’da İngiliz askerleri dedesini Taşköprü’de esir almışlar, köle olarak Hindistan’a götürmüşler, orada on yıl taş ocaklarında köle çalıştırılmış. Kendisini Taşköprü’den hatırlayan, elinden kahve içmiş (kahve ikram ettiği) olan bir İngiliz çavuş varmış, dedesine demiş ki, “Köle kafilesi giderken en geride kalma, çok önde de olma, ortalarda yürü, böyle yaparsan sağ kalırsın.” Bu sayede sağ kaldığını anlatırmış dedesi. Daha neler anlatmıştır belki ama, belli ki sağ kalmasının sırrı en önemlisiydi. Dedesinin İngiliz esiri olarak köle çalıştırıldığının öyküsü Taşköprü’de çıkan bir dergide basılmış.

İnanılır gibi değil. Bizim İngilizlere Hindistan’da köle çalıştırıldığımızı neden yazmaz kitaplarımız? Çocuklarımız bu acı gerçekleri ne zaman öğrenecek?

Hain emperyalist batı… Çanakkale’de yendiğimiz halde yenilmiş saydılar bizi ve İngiliz’ler İstanbul’u işgal ettikleri gibi Kastamonu, Merzifon, Ankara, Samsun, Çankırı bölgesini de işgal etmiş, buralarda karakollar kurmuştu. O karakollara baskın yapanlar yakalandığı zaman esir götürülüyordu… Peki ya, sağ dönmeyenleri kim anlatacak?

Fuarda Kastamonu kına gecesi diye bir sahne oyunu vardı, izlerken gördüm ki kına türkülerimiz gitmiş, yerine Arapça dualar Türkçe ilahiler gelmiş… Nerden nereye gelmişiz, İngiliz işgali devam etseydi de böyle olurduk her halde… Hoş şu anda İngilizlerin kuyruklu yıldız sembolünü yeni tadilat görmüş bütün camilerin kubbesinde görüyoruz ya… Denemek için, Kasımpaşa’dan geçerseniz camilere bakar olun, yukarı bakan Hilal (Turc) yerine parlatılmış sarıdan yamuk Protestan hilalleri göreceksiniz. Bir de başbakanımızın ilk kuran öğrendiği, şimdi Protokol Camisi yapılan Piyale Paşa Camisinin kubbelerinde ne göreceksiniz, dikkatle bakın lütfen. Olması gereken üç boğumlu âlem yerine uzaktan bakınca beyaz mermerden Meryemana görüntüsü veren heykelcikler takılmış gibi. (Diyanet İşleri’nin gündeminde cami mimarisi var, dikkat!)

Kasımpaşa Piyale’ye giderken de bir Babil Üniversitesi inşaatı göreceksiniz, şaşırmayın. MÖ.600’de Başoğuzlu Karusi Akamenid atalarımızın Babil’den kovduğu Romalı köle taciri tefeci bankerler tekrar tarih sahnesine çıkıyorlar, bunu böyle okuyalım lütfen. İngiliz kraliçesinin şövalye madalyası vermesi hiç boşuna değilmiş…

Bilinen tarih, bir bakıma,  Roma’yı yöneten Venedikli Yahudi köle tacirleriyle onlara karşı direnen Oğuzluların ve Arapların savaşıdır, İslamiyet’in doğuşu da bu kapsamdadır.  Asya toplumları, hatta kuzey Afrika ve Avrupa, Milattan önce de Roma’ya karşı esir-köle olmama mücadelesi veriyordu.

Tarihte, topraklarımızda (Küçük Asya’da) yaşanmış, Venedik köle tacirlerine karşı yaşanan isyanların en büyüğünü Murat Arslan’ın VI.Mitridate kitabından bir paragrafla anlatacağım: (age.sh.288)

“…İÖ.85 yılında, Sulla’nın Küçük Asya eyaletlerine ve kentlerine yüklediği cezayı (88 Efes Akşamı adıyla tarihe geçen, Başoğuzlu VI.Büyük Bedri’nin bütün şehirlerde aynı anda örgütlediği, köle taciri tefeci bankerlerin katledildiği büyük köle isyanı sırasında isyana katılan şehirlere yüklenen cezadan söz ediliyor. İsyandan kurtulabilen tefeciler Rodos adasında toplanmış, burada Roma’ya bağlı bir birlik oluşturmuşlardı. Tapınak şövalyeleri denilen yağmacı korsanların tarihi buna dayanır. M.M.) ödemek üzere Romalı tefecilerden yüksek oranda birleşik faizlerle para almışlardı. Şimdi ise pablicanus’lara her yıl düzenli ödedikleri vergiler bir yana, tefecilerden aldıkları paranın faizini dahi ödeyemeyecek durumda olan halkın bütün varlıkları işkenceyle ellerinden alınıyor ve geri kalan borçları için çocukları satışa çıkartılıyordu. Borç bununla da kapanmayınca, kendilerini satıyorlardı. Bu yüzden zavallı insanların bir kısmı borç köleliğine düşmekten kaçıyor, ya dağ eşkiyalarının ya da korsanların (Akdeniz’in doğusundaki bütün sahilleri Venedikli korsanlardan koruyan Kastabala Oğuzlu beyi Tarkon Di Mete’den korsan diye söz ediliyor. M.M.) yanına sığınıyorlardı…”

MS.70 yılına kadar Venedikli bankerler Ön Asya sahillerine sokulmadı. Bölgede, Kastabala Oğuzlu hanedanın kaçıncı kuşağından Tarkon di Mete ile birlikte onlara karşı direnen, kendi parasını bastıran, Harod adında bir de Yahudi tüccar vardı, Kıbrıs’ın bakır madenini işletirdi. MS.70 yılında Romalıların Mazada’da öldürdüğü ilk Yahudi kral/tüccar odur. Bu kavganın kimi Yahudi lobileri arasında devam ettiği söylenir.

Bugün dünyada bir İngiliz kraliyet ailesi var, varlıkları ne kadar demokratik ise, Şövalyelik unvanı veriyor ve bu davranışıyla diyor ki ben Romalı Venedikli korsanların devamıyım. Ve, 18 Mart 1916, Çanakkale… İngiliz donanmasının Amiral gemisi Armada’yı sulara gömdük… Ve, bugün, Ankara’da Armada adında bir ticaret kulesi var… Binası, gemi şeklinde, binanın önü kaptan köşkü, Eskişehir’e giden Zafer Yolu üzerindedir… Önünde yerde kocaman beyaz çıpasıyla demir atmış gibi orda duruyor…

Yine Ankara ve İstanbul’da gördüğüm birçok caminin hilali İngiliz Protestan kuyruklu yıldızıdır ve paramızdaki hilal de artık kuyruklu yıldızın kuyruğu olmuştur… Bizi İngilizlerin kuyruklu yıldızına kuyruk takmışlar gibi hissediyorum.

Hindistan’a İngilizlerin köle götürdüğü Sevgi’nin dedesi… Gidip dönmeyenlerin olduğunu bize işaret veriyor. Kore’ye, Afganistan’a NATO askeri adı altında götürülüp de cenazesi getirilen askerlerimizden ne farkı var?

İngiliz ANZAK şirketinin paralı askerleri içerisinde Hindistanlı Müslüman erkekler de vardı. Onlar İngilizler adına Çanakkale’de Müslüman öldürmeye gelmişlerdi, karın tokluğuna para için! Kölelikten ne farkı var? Hem de mezar taşlarında FOR DEMOCRASY yazıyor. İngiliz’in demokrasisi budur…

Mustafa Kemal, o mezar taşlarındaki demokrasinin ne menem şey olduğunu Çanakkale’de yakından görmüş olduğu için, onu hiç kullanmadı. Onun itibar ettiği sözcük HALKÇI CUMHURİYET olmuştur. Çünkü o bir Oğuzluydu, kamucuydu, devletçiydi, tarih bilinci yüksekti, biliyordu ki insana yakışmayan “köle sahipleri demokrasisi” Anadolu’da asla tutmamıştır!

İnanmayacaksınız ama, Milattan önce de Atinalı-Venedikli tefeci bankerler ilk defa komşuları olan Akkai dedikleri antik Trak(Türk) Makedon ülkesiyle ittifaka girmişler ve Selanikli İskender’i “demokrasi” götürmesi için Anadolu’ya göndermişlerdi. O ittifak sadece 12 yıl sürdü. İskender, köle tacirlerine yolları açmak için, Atina ve Roma oligarklarına sadece 12 yıl hizmet edebildi, zehirlenerek öldürüldü. (Bizim NATO ittifakımız çok uzadı!..)

Çanakkale Savaşı da bir Haçlı seferiydi. Anadolu ve Asya tarihi, yağmacı-köleci-tefeci bankerlere karşı direniş tarihidir.

Kızları oğulları köle edilmesin diye, “Ya İstiklal Ya Ölüm!” diyerek göğsünü vatanına siper eden bütün şehitlerimize rahmet olsun!

Ek:

Venedikli köle tacirlerinin İstanbul’u yağmaladığı 4.Haçlı seferi için meraklısına öneri: Murat Çulcu, “Finans-Ticaret Oligarşisinin 500 yıllık gizemi”, Derin Suçun Küresel Otoritesi. (2008, e-yayınları)

18 Mart 2012 / Mahiye Morgül