Son Dakika Haberler

Yasin okurken çalan cep telefonu…Mahiye MORGÜL

Yasin okurken çalan cep telefonu…Mahiye MORGÜL
Okunma : 78 views Yorum Yap

Ankara Öveçler’de oturan yaşlı bir yakınımı kaybettik, yedisi dolmadı, akşamları camiden imam geliyor, duasını okuyor. Duanın birinde ben de ordayım.
Yasin okurken hocanın cep telefonu çaldı, hoca efendi telefonu çıkardı, kapattı. Yasin bitince tekrar telefonu aldı, belli ki az önce arayan hanımıydı, az sonra evde olacağını söyledi, kapattı. Duaya geçti. Az sonra telefonu bir daha çaldı, açmadı.
Dualara biz de katılıyoruz, kulağımız aşina. Az sonra kelimei şehadet getirilecek bir yerde, Arapça kelama giriş yaptı ve “kelimei tayyibe” dedi, “Eşhedü enlailahe…” geldi arkası. Her halde ben yanlış duydum dedim. Biraz sonra bir daha kelimei şehadet yerine “kelime-i tayyibe” dedi. Dua bitti ve hoca efendiye sordum.
“Siz kadrolu imam mısınız yoksa sözleşmeli mi?”
“Kadroluyum” dedi.
“Kaç yıllık eğitiminiz var?” dedim, “Yedi yıllık din eğitimim var” dedi.
“Ben mi yanlış anladım, galiba kelimei şehadet yerine kelime-i tayyibe dediniz.”
“Kelime-i tayyibe “güzel kelime” demektir, böyle de söylenebilir” dedi.
“Peki. Cep telefonunuz açıktı dua okurken, duayı iki kere kestiniz, benim dikkatim dağıldı, sizin dikkatiniz de dağılmadı mı?”
“Bazen böyle oluyor, unutmuşum, kapatmam gerekirdi” dedi.
“Peki, dua okurken kesintiye uğratmak doğru mudur? Şimdilerde moda oldu, dua arasında ilahi okuyanlar bile var.”
Hocamız bir hayli güler yüzlüydü. Hoş bir sohbete dönüştürdü.
“Dahası var. Geçende bir duaya dört hoca gitmişler, bir Yasin’i dört kişi bölerek okumuşlar. Diyanetten bize uyarı geldi.” (Parçalı Zekâ’dan Parçalı Yasin’e gelmişiz!)
“Peki, siz de camiye kız çocuğu afişi astınız mı? Camiye gidiyorum diyor, başı açık gülerek. Diyanet gönderdi.”
“Güzel afiş olmuş, ne güzel” dedi.
“Cuma namazlarını o afişin önünde kılıyor avludaki cemaat, bu olur mu?”
“Caminin güneyine asılması yasaklandı, kuzeydeki kapıya asıyoruz” dedi.
“Şu mele işi nasıl olacak. Sizin kadrolar gidecek onlara” dedim.
“Doğu’da Caferiler var, onlar Diyanetten imam istemiyorlar” dedi.
Şaşırdım, bin imam kadrosu gerektirecek kadar Caferi nerde doğuda?
Fıkracı Oflu Ali’likti bu sohbet. Onlarca fıkra türetirdi. Yine de umutla devam ettim.
Mesleki Yeterlilik Kurumu yakında imamlığı da parçalayacak, her bir parçasını ayrı sertifikalarla pazarlayacak, bir camide ezan okuyan başka, namaz kıldıran başka, hutbe okuyan başka, cenaze namazı kıldıran başka, Arapça kursu veren başka, Din Bilgisi kursu veren başka… O zaman binlerce imam lazım olacak. İmam Hatip diplomalı değil, sertifikalı olacaklar, önce para verecekler kurslara. Camiler şirket gibi işletilecek… Sizin yedi yıllık eğitiminiz var, üç ay kurs gören gelip sizin işinizi yapacak… İnanç sektörü yaratılıyor…
Hoca efendi buna da güldü, “olmaz öyle şey” dedi.
Ne diyeyim. Kimse bir gün işsizlikte sıranın kendisine geleceğine inanmıyor.
Yedi yıllık Dinî eğitim almış, İmam Hatipli, diplomalı imam kendisi. Kelime-i şehadet yerine kelime-i tayyibe diyor, bir çiviyi de buradan oynatmış, ne yaptığını ya çok iyi biliyor veya farkında değil. Üç aylık kurstan sertifikalı imam gelirse nasıl eder?
Sonunda “Madem dinimizi yanlış öğretiyor, DİB kaldırılsın” dedirtecekler bize, “demokratik laiklik getirelim, isteyen beğendiği hocayı piyasadan kiralasın” diyecekler.
Önce kaos yarat, arkasından piyasaya devret… Kural burada da işliyor. Din asıl şimdi elden gidiyor… Sıranın kendisine gelmeyeceğini zannedenler var oldukça…
Bitlisli büryancı gibiydi, aklıma o geldi. Geçende Bitlis’e yolum düştü, Büryan yemeğe götürdüler beni. Kapı girişinde, ertesi gün için kesilmiş, çengele asılmış oğlak etleri vardı. Açıkta etler bu büryancıları bir gün işsiz bırakır diye düşündüm.
Çıkarken kasadaki patrona sordum, “Bitlis TEKEL işçisi tanıdığınız var mı? Onlar Ankara’da çadırlardayken evimde misafir ettiklerim vardı, selam göndermek için soruyorum.”
“TEKEL işçisi mi? Ama onlar da tütün makinesini çiziyorlarmış…” dedi.
Küçük dilimi yutacaktım. Bu adam bu iftiraya inanmış… TEKEL dağıtılınca lokantasından kaç müşteri eksildi, ona da bakmıyor. Dayanamadım, açıkta sallanan etlerini gösterdim.
“Bak bu etlere. Yakında AB uyarınca bu etlerden büryan yapamazsın, zincir marketlerden paket et getirecekler, İş-Kur’dan sertifikan olmadan da büryan pişiremezsin… Önce etlerine iftira atacaklar, sonra sana…”
Beni anlamadı, öte yana baktı. Başka dillerden konuşuyorduk.
Bizim Öveçler’deki imam efendi Bitlisli büryancıydı sanki.
15.12.2011
Mahiye Morgül