Son Dakika Haberler

Yeni Cami’nin Üç Noktaları Bize ne Diyor? Mahiye Morgül

Yeni Cami’nin Üç Noktaları Bize ne Diyor? Mahiye Morgül
Okunma : 122 views Yorum Yap

Eminönü Yeni Cami’nin önünden geçiyordum, değiştirilen sarı alemleri dikkatimi çekti. Ön avludaki şadırvanın tepesindeki alem bir başka şekil almıştı, Vatikan’daki Katolik papanın başındaki gibi bir tac, üzerinde kıvrımlı kuyruklu kenarları taşmış şekiller…

Bu bizim bildiğimiz kutsalımız değil, Üç Noktayla ulaşılan Aleme benzemiyor.

Dikkatimi çeken bir şey daha olur mu diye caminin etrafını dolaştım. Pencere üzerlerindeki sekiz ışıklı kırmızı mozaikler kazınmış… Revaklı merdivenlere baktım, çok önemli bir şey gördüm, onu fark etmemişler, yoksa çoktan silerlerdi. Revakların üzerinde Üç Noktalar duruyor!

Üç Nokta, Şamani yıllarımızdan İslamiyete girmiş olan, Ay, Güneş ve Dünya üçlüsüne, buradaki kutsal döngüye olan saygıya karşılık olup, hilale uzanan dik çubuk üzerine üç belirgin nokta konurdu. Şamani Oğuzlularda da üç kutsal emir vardır; iyilikle düşün, iyilikle konuş, iyilikle davran. Bu üç noktaya uyabilmenin ön koşulu ise “Asla Romalı tefeci Venedikliden borç para alma” idi, çünkü borç alan emir alır, yalan söyler, köle olur, kötü işlere alet olur.

Melami itikadında üç kutsal emir, kötüye bakma, kötüyü duyma, kötüyü konuşma şeklindedir. Alevilikte; eline beline diline hakim ol, şeklinde bugüne gelmiştir.

Kutsal mekânların, medrese ve şadırvanların üzerinde sembolize edilen yukarıya bakan Hilal’e peygamber mührü deriz. O makama ulaşmak istiyorsanız, bu üç noktaya titizlikle uyacaksınız demek ister gibidir.

Üç Nokta’yı Eminönü Yeni Cami’de görünce cami hakkında kısa bir araştırma yaptım.

1597’de temeli atılan Yeni Cami, 1663’de IV.Mehmet zamanında bitirilmiş. Bu dönemde bu semboller, bizim kimliğimizi belirtmesi bakımından da önemlidir.

Bugün 2012’de, birçok kubbede Hilal yamulurken, paradan Şems nakışları silinirken, buğdayı parasına koyan ilk kralımızın adıyla hala kullandığımız Kuruş’tan buğday silinirken, bu camide Üç Noktalar yerinde duruyorsa, bu çok önemlidir.

          IV.Mehmet zamanında Venedik tayfasının üzerimize saldığı ordularla kıyasıya savaşmışız, 2.Viyana kuşatmasından yenik dönmüşüz, Balkanlarda ve Akdeniz’de  bir çok ilimizi Venediklilere kaptırmışız… Venedikli demek, merkezleri Venedik limanında bulunan Yahudi kökenli korsan ve tefeciler demektir. O savaşlarda kaybettiğimiz Girit gibi yerler onlara vergiye bağlanmıştı. Onlar, tarihte Roma demektir. Biz Oğuzlular, tarihte onlardan borç almamak, oğullarımızı kızlarımızı onlara köle vermemek ve onlara vergi vermemek için hep direnmişiz, birlik olmuşuz, kaynaşmış millet olmuşuz ve Birliğimiz Dirliğimizdir töresini bu sayede genlerimize yazmışız.

Bizi yeniden tarihe gömme kararı vermiş olan vahşi batı sermayesinin kökü işte o Venedikli korsanlara dayanır. Haçlı seferleri de onların saldırı savaşlarıdır.

Üç Nokta, Hilal, Üç Hilalli Lahit, Çarkıfelek, Şems, Tavus Kuşu, Ay-Yıldız… Bizim buralarda ne kadar köklü kavimler olduğumuzun sırrı bu sembollerde saklıdır. Yazılı kaynaklarımız işte bu sembollerdir. Onlar kitap gibidir, okuyabilene her şeyi anlatır. O nedenle Üç Nokta’yı görünce resmini çektim.

Bir daha geçerken Üç Nokta’nın yerlerinde olmayabileceklerini biliyorum. Yenikapı Selçuklu Kartalı da, Milas’taki Kardeşlik Andı da artık yerinde yok.

Üç Nokta’yı görünce Şam’daki Jupiter adlı Şamani Gök Bilimevini anımsadım, ibadetle bilimin birlikte yapıldığı yerdi. Son adı Emeviye Camisidir. Hani başbakanımız da orda Hıristiyan işgali varmış gibi, cihat açmış orada namaz kılmak istemektedir… Geçen yıl orada Üç Nokta’nın önünde bir şükran namazı kılmıştım, kendisine o fotoğrafımı armağan edebilirim. Bence, ABD askerleri oraya girse, ilk yok edecekleri yer orasıdır. Akmenid Oğuzluların devamı olan Selev Kos Oğuzlular zamanında yapıldı, Hubyar Sultan’ın, yani Hubi-Dor/Jupiter’in adı buraya verildi.

Kırmızı ile sarı renkler, ay ve güneşi sembolize ederken, Akmenid Oğuzluların kurucu atası Karus/Kuruş’un adıyla anılan Kuruş Forsu üzerindeki Üç Nokta MÖ.550’yi işaret etmekle beraber bize kutsallarımızı ve köklerimizi anlatmaktadır.

Gazneli ve Şamanoğulları  bayrağında yeşil (buğday) zeminde bulunan, sarı hilale bakan tavus kuşunun başı üzerindeki Üç Nokta da aynı anlamdadır.

Osmanlı’nın kırmızı-sarı sancaklarında görülen Üç Hilal (ortasında Zülfikar) de aynı anlamdadır.

Burada resmedemediğimiz daha birçok örnek verilebilir; Timurlu sancağındaki üç nokta, antik Seferihisar Gökgözlemevi Dionizos’da yeni ortaya çıkartılan tavus kuşu rölyefindeki üç nokta (henüz buluntuları yayınlanmadığı için 2012 yazında bizzat çektiğim resmini buraya koyamıyorum), Ahlat kaya evlerindeki üç noktalı tavus kuşları, Afyon arkeoloji müzesindeki Selev Kos dönemi mermer kabartmalar üzerindeki üç noktalı tavus kuşları, vb.

Eski Türk sancaklarındaki Üç Noktalı hilaller, 2005 yılından beri TBMM halısına konulmuş ve bu nedenle basında eleştirilmiş olmasına rağmen bu halıların kaldırılmamıştır. Hazin olanı bu halıların üzerine bütün partilerden milletvekilleri basmaktadır. Birliğimiz Dirliğimizdir diyen atalarımızın sembollerini koruyamayanlar, bölünme yasalarına da direnemiyorlar. Yerel Yönetimler Yasasına, 5544 sayılı kamucu eğitimi parçalayarak piyasaya devretme yasasına, bütün partiler omuz verebiliyor. Bunları da tarihe not düşelim.

Diyebilirim ki töremizdeki ÜÇ NOKTA’dan uzaklaştıkça, kurallarımızı ve sembollerimizi yok etmelerine göz yumuyoruz. Giderek birliğimiz ve dirliğimiz yok oluyor, daha fazla parçalanmaya doğru sürükleniyoruz.

Tam bu sırada yeni inşa edilecek olan camilere dikkat edelim. Kutsallarımızdan uzaklaşmanın adı “modern mimari” oluyor. Oysa modern değil postmodern mimaridir getirilen, anlamsız, çağrışımsız, tarihle bağı kesilmiş camiler…

Rize Sanayi çarşısında yapılan camiyi buraya koymak istemiyorum, zevkiniz bozulmasın. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine yapılması planlanan cami de öyle. Proje resmini görmek isterseniz, internette var. Bakınız, tarihte siyah renklerle camiye de medreseye de resim yapılmamıştır, siyah renk bile değildir. Camilere nasıl oluyor da siyahla asimetrik şekiller koyuyorlar?

Eğri hilalli kubbeler, eğri hilalli minareler dönemine girdik. Bu kadar çok kutsal sembolün “tadilat” ya da “modernlik” adına katledilmesi normal midir? Bunun bir yok ediş projesi olabileceği aklımıza gelmez mi?

Bence Venedik korsanları işbirlikçilerini buldular ve geri geldiler. Yeni Cami’de Üç Noktalı Alemleri uçurdular, ama Üç Noktalı Revaklar gözlerinden kaçmış.

Bu sembolleri doğru dürüst bilen anlayan yokken, bundan sonra nesillerimiz, bu yıl başlatılan kaos müfredatıyla, hiçbir şeyi artık normal göremeyecekler, ne de gördüklerini anlayabilecekler… Çocuklarımız DİSLEKSİ tehdidi altındadır. Çünkü ders kitaplarında çocukların görsel algısıyla oynuyorlar. Lütfen, İlkokul 1. Öğrenci Çalışma Kitabı diye yazarak internete girip kitabın resimlerine dikkatle bakın.

Küreselleşen Venedikli korsanlar, tarihimizi ve hafızalarımızı silmek üzere yeni icad ettikleri bir silahla, akıl bağcıklarını kaosa çevirme silahıyla, yeni adıyla “disleksi” silahıyla geldiler. (Akıl bağcıklarını kaosa çevirmeyi merak edenler için, Nihat Berker’in “Spin camları altında bunalım ve kaos” makalesini slaytlarla anlattığı seminerleri öneririm.)

Küreselleşen Venedik korsanlarına karşı yeniden birlik olmak umut ve dileğiyle…

Mahiye Morgül/ 16.10.2012