Son Dakika Haberler

YASAK AŞK…

YASAK AŞK…
Okunma : 100 views Yorum Yap

Benjamin Franklin Airlines’te YASAK AŞK ?
Biraz yürüyelim mi? Hadi gel canım, Yürüyelim boş ver. Takma kafana olur böyle şeyler neden bu kadar dertlendin sende. Sorma sıkıldım işte. Neden yaa. Neden? Her yerde karşıma çıkmak zorunda mı? Hiç olur olmaz zamanda karşılaşmamız benim canımı sıkıyor.
Benjamin Franklin Airlines – 4
“ Gecenin Tam Üçünde”
Düz değil düzen değil. Az değil ezen değil. Boz değil bozan değil. Bir gül biter içinde, İçinde, için de. Tam bildiğin biçimde, Biçim de, Biçim de, Oyyyyyyyyy, Gecenin tam üçünde, Gecenin tam Üçünde, Gecenin Tam Üçünde.
Biraz yürüyelim mi? Hadi gel canım, Yürüyelim boş ver. Takma kafana olur böyle şeyler neden bu kadar dertlendin sende. Sorma sıkıldım işte. Neden yaa. Neden? Her yerde karşıma çıkmak zorunda mı? Hiç olur olmaz zamanda karşılaşmamız benim canımı sıkıyor. Dedim ya şans işte. Ne şansı be Kemal. Ne şansı, Düpedüz her şeyin farkındalar işte. Daha ne olsun. Aşkım iş yemeği işte. Toplantı sonrası biraz daha kalmışız, onlarda üstümüze geldi. Ne yapalım!
Senin için bu kadar basit ve kolay dimi Kemal, Ben basit bir kadın değilim, Basit düşünemezsin. Düşürdüğün duruma bak ya. Senin masanda meze mi oldum şimdi. Hayır aşkım, Aynen öyle oldum, off. Takma aşkım, geçer bunlar. Neler geçti. Neler yaşamadık ki. Aynen öyle hayatım. Birtanem.. Kızıl şaçlarına kurban olayım senin. Ay hay aksi. Ne oldu kemal. Yok bir şey saçların rüzğardan yüzüme savrulunca gözüme geldi. Ondan. Yok bir şey. Ne oldu, sen ağlıyormusun yoksa. Canım ya. Senide mevkiinden ettim, sorun olmaz dimi. Hadi ben bir kadınım, bir şekilde sen sıyırırsında ben ne diyeceğim yaa.
Gel oturalım Hadi biraz açılırsın. Yok gidelim. Nasıl gidicez. Biraz nefeslen kendine gel sonra gideriz. Gel otur hadi. Soğuk kemalcim, Olsun daha iyi, Deniz de kabarık, Ay ıslandı mı. Karadeniz havası böyledir. Poyraz esiyor herhalde, evet Poyraz bu, dalgalara bakarmısın saçların gibi ay ışığı altında yakamozlanıyor, Bak kızıl rengin gibi parlıyor aşkım. Ay nerde? Ay dediğin sahilde tepemizdeki lamba kemal. Hatırlıyormusun bunu. Neyi? Ay isme bak cuk oturdu iiymi, haha hayt, Lamba Kemal, Sana lamba kemal diyeyim mi aşkım. Yok Sakın. Sana ne derler genelde. Vardır ismin. Boşver. Hadee söyle cicişko, Aman yaa. Senin lakabın ne, Hum.Mucuk,mck, aşkım hadi bakayım. Kemalcim tuzlusun be. Metelik. Nasıl. Bana Metelik Kemal derler, Hikaye nedir. Bir gün öğrenirsin!
Ahh. Tülün zamanında bu oturma bantlarını hallettik. Sahildeki lambaları yapmak istedik olmadı. Gerçi o zaman ihaleye açmıştık bazı sokaklar için ama, Burası Büyükşehir olduğu için yedirmediler bize, Şu hale bak. Bu bantlarında anısı var yani. Şunlara bir bakım işi yapsak mı ne dersin. Boydan boya cila. ÇBS mi olsun. Marshall canım. Marshals yardımı alırız daha iyi. Bunlara ben yapacağımı biliyorum ya, Neyse. Ne yapıcan kız. Görürsün hayatım. Sen de bu yoldan geçiyorsun. Bak bakalım nasılmış yaşam merkezi çalıştırmak. O zaman görürler. Yaşam Merkezi ne? Anlamadım. Herifin horlaması bile farklı ulan. Adam harıl, harıl horluyoryaa. Bunun kanına işlemiş. Herif Horlarken Şırr Şırr diye horluyor. Ne demek istediğini anlamadım galiba. Neyse. Nasıl anlıyacaksın kemal. Herifçioğlu klavyede yıllarca dolar işareti bulamadığından Para birimine büyük Ş harfi koyuyor. Bir $ işaretini öğretemedim ya. Ondan uykusunda bile Şıırr diyor herif yaa. Vantuz mubarek. Sıkı sarıl bana aşkım üşüdüm biraz.
Sahil de, gündüzden kalan bir kaç nöbetçi martı vardı etrafta, Uçuşan, kanatlarını çırpmadan esen sert Boğaz rüzgarlarına karşı sorti yaparken, bir kaç tanesi peşi sıra resim çektirir gibi tam Aşıkların önüne geldiği zaman bir süre durur ve giderlerdi, Bu sefer ki biraz fazla durunca dalgın ve birbirlerine sıkı sıkıya karışmış aşıkların önünde fazla durmaya başlayınca. Bak bizi gözetliyorlar. Kim? Martılar bizi seyrediyor. Yaa. Ne yapıyorsun. Çek ellerini bak ..
Sahilden araçlar tek bazen de tük geçiyorlar. Tuzlu deniz suyu kaldırımlara vuruyor. Tuzlu suyun çarpmasıyla köpükler oluşuyor, Fışşş Klaaarrkk hhhooşşş, dalgaların biri geliyor biri gidiyor, Gidiyor, geliyor, gidiyor geliyor, etrafta sessizlik, derin nefes alışlar, Soğuk bir havada, ada vapuru gibi buhar çıkıyor dudakların arasından, bazen fısıltılar duyuluyor, Salkım Söğüt ağaçlarının hışırtısı bir o yana, bir bu yana sallanıyor, Biraz uzakta sanki az önce uçan martı yorulmuş mu desem sahile konuyor, Aşıkların yanına doğru geliyor. Duraklıyor, Hafif çapraz bir şekilde tek gözüyle bakmaya çalışıyor martı, ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor, Sonra sonra, Birden havalanıyor çırpıyor kanatlarını hoyratça, hırsla, vırak vırakkk bağırarak, rüzğara inat, tüm fırtınalar bana nafile dercesine, hızlı ama sert bir şeklide uçuyor, uçuyor, Aşıklar onu takip etme derdinde değiller, martı tekrar geliyor. Aynımı diğerimi belli değil. Hepsi bir birine benziyor, Tam karşılarına geçiyor, kanatlarını çırparak, Vırak Vırakk bağıyor, isyan mı, zevk mi. Bir haber mi uzaktan. Ne diyor martı bir tehlikemi geliyor. Yoksa martı, bundan önceki yaşamında İnsanmıydı, Oda aynı sahilde aşk mı yaşamıştı? Beklide bir genç kadındı, Aşkının yanında, Bir dilek tutmuş deniz kenarında otururlarken martılar kadar özgür olsam demişti. Dileği yerine gelmiş, Meyhane artıkları rakıya bulanmış mezeler, ve de denizden taze balık yiyordu!
Sanırım martı dişiydi? Sahilde aşkıyla sarmaş dolaş olarak oturmuş bir dilek tutmuştu. genç Kadın Kuş olmuş. Erkek Puşt olmuştu.
Saatler durmuyor, zaman ne kadar çabuk ilerliyordu, Belediye Otobüsü geçiyor, Yorgun argın, Bir kısmı uyumuş, kafaları cam kenarına yaslanmış dertlerine dalan, Gecenin soğuk havasında evine yetişmeye çalışan gecenin adamları, Diğer tarafta, Metelik kemalle, Kızıl Saçlı Hostesin yakamozları,
Çantamda peçete var versen!! Al canım, Sağol aşkım, sabredemedin yani. Ne azgın ya, Korkma Kemal. Bak arkana. Bir tarafında Çumhurbaşkanlığı Köşkü, Diğer tarafta Kalander Orduevi. Güvenli bir aşk bizimki hayatım. Sabah kahvaltıda zeytini fazla kaçırmışsın galiba dikkat et. Bu nerden çıktı şimdi. Tuzlusun hayatım. Tadı bozuluyor sonra. Hass..tirrrbee, Hain..
Sevda gibi kanımda, Can verirken elimde, Pençe gibi düşümde, Uy değil uyku değil. Uy değil uyku değil, Bir gül biter içimde, Gecenin tam üçünde. Gecenin Tam Üçünde
Dün gelen çiçek çok güzeldi teşekkür ederim hayatım, Çiçek dedin de Şu direklerdekine bakarmısın, Plastik tencerelerde çiçekler uzansan alamazsın, NBA den Hidayet’i getirmen lazım almak için. Birde bunları her gün suluyorduk, Ne akla hizmet yaptınız bunları, Bizim gibiler yüzünden, Ormana gidin diyor aşıklar, ormana gitsinler göz önünde olmasın canım. Orman dedin de, ORMANADA işini ne yapıyoruz, hallettik sayılır. Fazla kenarda olmasın olur mu, iç tarafta olsun, Kenarda olursa komşuluk filan zor iletişim kuruluyor, Ortada olsun. Hani iletişim filan, seninki ne tarafta olacak baktın mı? Büroşürler geldi ama, Şimdiden seçmedim. Belki bizimkilere yakın oluruz filan. Rezerve de tutuyorum. Uzak olsun biraz. Yok her dakika yüz yüze. Çekemem. 89 da aynı boku yiyenler, şimdi hepten düşman oldular, Hadi ya, Cafer Sıçar’ı tanıyorsun? Evet, sor da anlatsın sana, Boş ver daha erken hee. Birtanem benim.
Aşıklar kalkar ve yürümeye başlar. Bir taksi geçer dolu, Aşıklar yürürler, sessiz, ellerinde siğaralar derin soluklar çekerek dalgaların sahile vuruşuna aldırmadan, yürürler, gülerler, yürürler, Bir taksi daha gelir uzaktan, El atarlar taksi durur. Metelik kemal, birden gözü yere dalar, Aklından neler, neler geçer, Ulan gece vakti yapma yaa. Rezil olucaz ulenn. İradesini zorlamaya başlar ama olmaz. Nasıl ya. Kafasında bin bir tilki dolaşır, kapıyı yavaş, yavaş açar. İçi gidiyordur, ah der binsem mi gitsem mi, aklı yerde parıldayan parçacıktadır, Aloo. Dayanamaz. Taksi şoförüne kardeş biraz geri alsana arabayı der, Kızıl saçlı şaşırmış durumdadır. Ne oldu kemal. Arabanın ışıkları yolu tam aydınlatmakta ve yerdeki parıldayan cisme eğilir ve kemal bin bir saklama manevrasıyla cebine koyar, Ne oldu aşkım. Yok bir şey canım. Düğme benden düştü sandım. Baktım ve attım. Heee.. Oysa kemalin üzerinde mont vardır. Ama fermuarlı!
Metelik Kemal akraba kontejanından siyasete girmişti, Günün birinde yolu ikamet adresine düşünce, dedesinin kapıcılık yaptığı apartmanda giren çıkanlara zemin kat cam kenarından bakarak insan sarrafı olmuştur. Hayat’a bakışı, mücadele anlayışı. Ticari zekasının gelişimine sebebiyet veren ve oldukça uyanık, Hızlı ve atak oluşu işte bu sokak kültüründen gelmiştir. Son trenle gelenlerden olan kemal, Zemin katta yaşama sıkı sıkı sarılmış, Gözler her an tetikte bekleyen çın sesine kulakları alışkanlık edinmiş ve ilk geçimini ve sermayesini bundan sonraki yaşam tecrübelerini edinmeye başlamıştır. Kemal zemin katta devamlı cam kenarında oturmaktadır. Yoldan geçenlerden ne hikmetse yanı başındaki büfeden gazete, siğara, çiklet, çakmak gibi temel ihtiyaçlarını gideren kişileri takip etmekle iş hayatına başlamıştır. Kulağının çın sesine alışık oluşu yere düşen para sesidir. Kemal düşen parayı takip eder, Adam düşürdüğü paranın farkında değildir, hemen bir kedi çevikliğinde merdivenleri çıkar, yerdeki parayı alır ve tekrar aynı hızda yuvasına dönerdi. Zamanla kemal bunu daha çok geliştirdi. Kemal büyüdü, küçük bir tabure büfenin yanına koydu. Dedesi boya sandığı almıştı. Bir yandan ayakkabı boyuyor bir yanda. Çın sesini takip ediyordu. Kemalin yaşamı bir gün değişti.
Kemal. Dış görünüş olarak, masum, Siyasi bilgilerini geliştirmek için fazla gazete okumaktan zamanla gözlük takmak zorunda kalmıştı. Kemal konuşkan bir tipti, onu gören duayen sanacak kadar saygı gösteriyordu. Saygılıydı. Konuşurken dahi başını yer den kaldırmayan. Yürürken dahi kafası yerde olan kemali aslında herkes farklı algılıyordu. Oysa yere neden bakıyordu? Metelik Kemal yere bakıyor, Yürekleri derinden yakıyordu..
İlk siyasi yaşamına, mahallede bildiri okumakla başlamıştı. Sonra bunları dağıttı. Çocukken edindiği fırça alışkanlığı onu duvarları yazmaktaki ustalığına dönüşmüştü, Kalaşnikof dan Mahir resmi çıkaracak kadar usta. Mahir’i hayatı boyunca anlayamayacak kadar siyasi tüccardı. Kemalin istemeden edindiği bir alışkanlık vardı. Tüm gizli işlerde öksürüyordu. Bir gün Duvarlara yazıya çıkılıyor. Baskın yeniyor. Saklanılan yerden kemal kısık kısık öksürüyordu. Ve arkadaşları yakalanıyor. Kendi kaçıyor du.Yoldaşlar Gayrettepe ye giderken o evinin yolunu tutuyordu. Sabah olmuş yüksek kahve ye gitmiş, Yoldaşlar operasyon ne zaman oldu dediklerinde GECENİN TAM ÜÇÜNDE DEMİŞTİ. Bu yaşananlar anılarda kalıyordu. Onları bugün dahi tanımıyordu. Oysaki yoldaşları da onu tanımak istemiyordu.
Aynı yere yakın sahil şeridinde Gecenin Tam Üçünde baskına uğramıştı. Bu sefer kaçamadan gazetecilere yakalanmış. Metelik Kemal artık yaşlanmıştı.
Can değil. canan değil, Er değil. eren değil. Geç değil. erken değil. Bir gül biter içimde, İçimde. İçimde, Tam bildiğim biçimde. 0yyyy Gecenin tam üçünde, Gecenin tam üçünde, Gecenin Tam Üçünde.
“Saklanamayacak iki şey vardır. Aşk ve Öksürük. George Herbert”