Son Dakika Haberler

Türk olmak. Burak Özbakır

Türk olmak. Burak Özbakır
Okunma : 83 views Yorum Yap
Burak Özbakır

Türk olmaktan, yasadığım dönemi Türk olarak geçirmekten ve geleceğe de bu kimlikle gitmekten memnunum, hatta gurur duyuyorum. Genel itibariyle, kendimi milliyetçi bir insan olarak nitelesemde, yine de bu sözlerimin milliyetci bir söylem olarak algılanmaması lazım. Açıklayayım:

 Hayati göçlerle geçmiş bir ailenin, göç etmekten hiç gocunmayan bir üyesiyim öncelikle. Babaanne tarafım Suriye den Gaziantep’e gelirken, öz dedem Malatyalı. Anneannem ve dedem ise Selanikten Samsun a yerleşmişken, annem Sivas ta doğmuş. Annem ve babamda doğdukları gibi kalmayıp sürekli işlerinden dolayı şehir şehir gezmişler. Özellikle babamın işi olan müteahhitlik gereği Türkiye de iş yapmadığı şehir kalmamış. En sonunda annemle beraber İzmir e yerleştiler emekliliğin bu güzel günlerinde. Ben ve abilerimde hiç geri kalmadık bu göç olayında. Ben Ankara doğumlu olmakla beraber Istanbulda yaşıyorum ve hayatımın büyük bir bölümü Urfa, Antalya, İzmir ve Rusya ve Rusyanın 10-12 bölgesinde geçti. Bir abim Kıbrısta okuyup yaklaşık 10 ülkede iş yaptıktan sonra Moskovaya yerleşirken, öteki abimde 3. ülkede şu anda iş sebebiyle. Kısa sureli yurtdışı seyahatlerimizi ya da Türkiyede kontakta olduğumuz 52 millettten insanları saymıyorum bile.

 Yaşamaya başladığım 1977 den beri ise genel itibariyle nasil bir değişimi görerek gözlemlediğimi iki anektodla anlatabilirim sanırım. Yanlış hatırlamıyorsam 85 yılıydı ve babam Atatürk barajının işlerini yaparken biz Atatürk barajında oluşturulan bir sitede yaşıyorduk. O zamanlar cuma günleri, barajdan Urfa ya servis olurdu ve alışveriş yapmak icin şehre inerdik. Koskoca Urfa da sadece bir tek market vardı ve biz bu markete istediklerimizi yazdırarak 1 hafta sonra almaya gelirdik. Zira başka şansımızda olmazdı. Misalen yogurt almak istiyorsunuz, sokakta satan adam önce elinin tersiyle yoğurdun üzerindeki sinekleri kovalar ardındanda istediğiniz yoğurdu verirdi.

İkinci anektod cok daha yakın zamanlardan. Yabancı bir lisede okumama, yabanci dille eğitim veren bir üniversiteden mezun olmama rağmen okuldaki yabancı eğitmenler o kadar havalı olurlardı ve sanki ülkemize gelerek öyle büyük bir lutuf yapmış gibi davranırlardı ki, çoğu zaman sanırım onlar benim ülkemde değilde ben onların ülkesinde misafirim hissine kapılırdım. O dönem turizmle de uğraştığımdan işsizlik parasıyla ülkemizde tatile gelen misafirlerin, kendi ülkelerinde bile geçinemeyecekleri kadar parayla burada 4-5 yıldızlı otellerde hava atmaya calışmalarıyla muhatap olurdum.

  Bugünlerdeyse herşey değişmiş gibi duruyor. Asmalimescid e gittiğimde, kaliteli olarak adlandırabileceğim o kadar cok yabancıyla tanışıyorum ki, bazen yabancı nüfusu özellikle bu bölgede Türk nüfusunu geçti herhalde diyorum kendi kendime. Hele de, ortadoğudan gelen misafirlerimin İstanbulun Avrupadan çok daha iyi özelliklere sahip olduğunu söylemelerini ayri bir neşeyle yaşıyorum.

 Türk olmaktan kastım bu işte. Böyle bir coğrafyada, böyle bir zaman dilimini yaşamiş olmak, benim gözümde beni çok çok avantajlı bir noktaya yerleştiriyor. Doğuya yüzümü çevirdiğimde, oradaki ülke vatandaşlarının  eğer doğru hamleleri yapabilirse 25-30 sene sonra nerelere gelebileceklerini bilmek, batıya baktığımda ise bizimde imkanımız olsa şöyle şöyle yapardık düsturuyla büyümüş olmaktan kaynaklı, neler yapılacağıniı bilmek gibi büyük bir avantaja sahibim dünya vatandaşlarına karşı. Üstelik bazı konular her ne kadar kaşınsa da, micro düzeyde, insanların dil, din, ırk ayrımlarıyla değil insanı değerleriyle değerlendirilmesi gerektiği gerceğini yaşıyor ve özümsüyorum.

 Daha önemlisi de, ben bu kadar farklı kültürlerle farklı insanlarla barış içerisinde yaşarken, tanıştığım her yeni kültürde farkettirmeden araya karışabiliyorum. Bir ingilizi, bir fransızı , bir almanı, amerikalıyı, rusu, arabı…vs 100 kişi arasında olsa bile tanıyabilirsiniz. Kendilerinden ve kültürlerinden pekte odun vermezler. Çok tipik karakter özelliklerine sahiptirler. Bir Türk ise, hepsinden birer parça taşıdığından belki de, almanla alman, rusla rus olmasını bilir.

 Kemerde bir ingiliz arkadaşım çok enteresan bir cevap vermişti Türkleri nasıl görüyorsun soruma. Bir ingiliz kavga çıkardığında neler olacağını üç aşagı beş yukarı tahmin edebilirsin demişti. Ama bir Türk seni boğazından tutupta duvara yapıştırdıysa vuracakmı yoksa boşver bunları deyip öperek barışacak mi bilemezsin demişti.

 Anlatmaya çalıştığım şeyi de çok basit bir şekilde özetlemişti sanırım. İste bu coğrafyanın ve yaşadığımız dönemlerin avantajıyla sanırım gittiğiniz her ülkede binlerce Türkle karşılaşıyorsunuz. Gittikleri her ülkede ticaretle uğrastıklarını, gittikleri her ülkede güzel ilişkiler kurduklarını, o ülkelerin kültürlerinden bol bol alırken, o ülkelere birçok şeyler kattıklarını görüyorsunuz.

 Ve biraz Yunus un, biraz Mevlananın torunları olan bu insanların, bazen bazı şikayetlere neden olsalarda, nasıl kanıksandıklarını anlıyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki, sadece ve sadece Türk olmaktan dolayı içlerinde biraz akıncılık, biraz erenlik ruhu olan bu insanlar, ahilikten gelme öz kültürleriyle ne gittikleri yerlerdeki insanlara böbürleniyorlar, onları kendilerinden düşük varlıklar olarak görüyorlar, ne de başkalarını kendinden üstün görüp ezik yaşamayı kabulleniyorlar. Yaptıkları sadece karşı tarafı özümsemek ve paylaşmak.

 Yurt dışından baktığınızda daha net olarak görünse de, ben buradan baktığımda da görebiliyor ve hissedebiliyorum. Türk olmak güzel birşey.

 

Burak Özbakır