Son Dakika Haberler

Tüm Dünyanın Yüreğini Ağzına Getiren Nükleer Tehdit.Mustafa Yetiş

Tüm Dünyanın Yüreğini Ağzına Getiren Nükleer Tehdit.Mustafa Yetiş
Okunma : 128 views Yorum Yap

Zararlı atıklar, maliyet, terör ve kaza gibi risklerleriyle nükleer enerji, Türkiye’nin
gündeminde. Sağlıklı bir kamuoyu tartışması için, Soğuk Savaş döneminin mi,
yoksa henüz denenmemiş yeni teknolojilerin mi kullanılacağının bilinmesi
gerekiyor.Batı ülkelerinde gerek yapım ve işletme maliyetlerinin yüksekliği,
gerekse kamuoyu baskısıyla rafa kaldırılan nükleer enerji, genellikle politik
bir seçim olarak ortaya çıkıyor. Dünyadaki mevcut santrallerin tümü eski
teknoloji ürünü. ABD’de son 30 yılda yeni bir nükleer enerji santrali için
sipariş verilmezken, nükleer şirketleri, olumsuz imajı yıkmak ve yeni ihaleler
almak için yeni kuşak santral modelleri geliştiriyor. Ancak, yeni kuşak
teknolojiler ve yeni santral mimarileri henüz Batı ülkelerinde somut olarak kabul
görmedi.

NÜKLEER’İN KISA GEÇMİŞİ

İlk nükleer reaksiyon 2 Aralık 1942’de University of Chicago’da gerçekleştirildi.
ABD, nükleer silah projesi Manhattan Project’in meyvesi olan atom bombalarından
ilki ‘Little Boy’u (Küçük Çocuk) 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya, ikincisi Fat
Man’i de (Tombul Adam) 15 Ağustos’ta Nagasaki’ye attı.

İlk nükleer reaktörler, Soğuk Savaş’ın başlarında ABD ile SSCB arasındaki rekabetin
sonucu olarak dünyaya geldiler. ABD’nin Idaho eyaletindeki reaktör Experimental
Breeder Reactor I adlı deney santrali, 20 Aralık 1951’de ilk nükleere dayalı
elektrik enerjisini üretti. İlk sivil amaçlı nükleer elektrik üretimini SSCB,
27 Haziran 1954’te Obninsk, Kaluga Oblast reaktöründe gerçekleştirdi.

BATI’DA 30 YILDIR YENİ NÜKLEER SİPARİŞİ YOK

Dünyanın en büyük nükleer kapasiteli ülkesi olan ABD’de 104 adet sivil amaçlı ticari
nükleer reaktör bulunuyor. Nükleer reaktörler toplamda 98.000 megavat enerji
üretiyor. Lazca rock yapan Karadeniz kökenli Kazım Koyuncu`nun 2005 yılında
vefat etmesiyle kamuoyundaki Çernobil tartışmaları alevlenmişti.

ABD’de son nükleer reaktör Mayıs 1996’da faaliyete geçti. Ülkede son 33 yılda, yeni
bir nükleer reaktör yapımı projesi başvurusu onaylanmadı. Son onay 1973’te
yapılmıştı. Ülkede yeni nükleer yatırımlar sadece mevcut reaktörlerde
güncelleme ve kapasite artırımı şeklinde yapılıyor. Örneğin, santrallere yeni
nükleer atık depoları ekleniyor.

Dünyada 443 adet nükleer reaktör bulunuyor. Bunların bazıları da, Türkiye’nin komşuları
Bulgaristan, Ermenistan ve son zamanlarda tartışmalara konu olan İran İslam
Cumhuriyeti de bulunuyor. Nükleer geçmişi İslam Devrimi’nin öncesine dayanan
İran, şimdilerde ise Rusya ile uranyum zenginleştirme anlaşması imzalayarak
teknoloji transferine gitti.

Nükleer reaktörlerin 21’inci yüzyıldaki en büyük handikapı verimsizlik tartışmaları.
ABD’de gerek bilim dünyası, gerekse politik taraflar nükleerin diğer enerji
türleri ile ticari anlamda rekabet edip edemeyeceğini tartışıyor. ABD’nin yanı
sıra Batı Avrupa’da da nükleer enerjiye talep son 20 yılda, özellikle Çernobil
sonrasında düşüşe geçti. Gelişmiş ülkeler, sürdürülebilir, yönetimi kolay ve
verimli enerji türlerine yatırım yolunu seçti.

ABD’Lİ ŞAHİNLERİN YENİ SÖYLEMİ

Bush yönetimi, resmi söylemde ‘enerjinin çeşitlendirilmesi’ olarak adlandırılan,
ABD’nin dış kaynaklı petrole bağımlılığını azaltmak çerçevesinde nükleer
enerjiyi yeniden gündeme taşıdı. ABD ve Kanada’da nükleer santral yanlılarının
dile getirdiği en önemli sav, özellikle Irak Savaşı’ndan sonra artan petrol
fiyatlarıyla gündeme gelen enerji bağımlılığı. ABD’de özellikle şahinler ve
Wall Street çevreleri nükleer enerjiyi petrole bağımlılıktan kurtulmak için bir
çare olarak sunuyor.

KAMUOYU BASKISI İŞE YARIYOR

Batı toplumlarında son yıllarda ortaya çıkan nükleer karşıtı tavır da, yeni
projelerin önünü tıkıyor. Daha önce ABD’nin New York eyaletinde Shoreham
nükleer reaktörü 1985’te kamuoyunun karşı çıkması nedeniyle kapatılmıştı. Yine
1980’lerde birçok nükleer reaktör projesi yine kamuoyunun onaylamaması
nedeniyle geri çekilmişti.

YENİ KUŞAK SANTRALLERİ PAZARLAMAK GÜÇ

Nuclear Energy Institute (Nükleer Enerji Estitüsü) üst düzey yetkilisi Marvin Fertel,
dünyadaki mevcut nükleer santrallerin en az 23 yıllık olduğunu, artık yeni
kuşak nükleer santrallerin yapılması gerektiğini söylüyor. Ancak, yeni kuşak
olarak tanımlanabilecek herhangi bir nükleer santral projesi, henüz ABD’de dahi
resmi onay bulmadı.

ABD’de nükleer enerjiye getirilen standartları aşması halinde de, herhangi bir santral
projesinin onay alması garanti değil. Radyoaktif madde dünyanın çeşitli
yerlerinde saklanıyor. En büyük tehlike bunların terörist kişilerin eline
geçmesi.

ABD’li çevreler yeni bir nükleer santral inşaatının yeniden gündeme gelmesi halinde
dahi, bunun start almadan önce denetleyici kurullarda çetin müzekerelerle
tartışılacağını ve somuta dönüşmesinin en az 10 yıl alacağını tahmin ediyor.
ABD ve Batı Avrupa’da son yıllarda yeni nükleer siparişi olmadığı göz önüne
alındığında, yeni koşullar altında nükleer enerji şirketlerinin yeni müşteriler
bulup bulamayacakları bir soru işareti.

NÜKLEER ŞİRKETLERİ YENİ PAZAR ARAYIŞINDA

Nükleer enerji şirketleri bu durumda pazarladıkları malın imajını düzeltme yoluna
gidiyor. Öncellikle nükleer reaktörlerin maliyetini düşürerek, müşterilere daha
uygun ödeme şartları sunuyor. Yeni teknolojiler sayesinde inşaat süresini
kısaltmaya çalışan nükleer enerji şirketleri, müşteri olacak ülkelerle
‘ayrıcalıklı’ anlaşmalar imzalayarak, bazı başlangıç giderlerini üstlenerek
ticari koşulları cazip kılmaya çalışıyor. Yeni teknolojiyle 1.400 megavatlık
bir nükleer santralın yapımı 3 milyar dolara maloluyor ve 7 yıl sürüyor.
Nükleer karşıtları reaktörlerin yüksek yapım ve bakım maliyetlerine dikkat
çekiyor.

İSVEÇ RÜZGÂRA, FİNLANDİYA ‘NÜKLEER’E

Nükleer enerji konusunda ülkeler farklı stratejiler takip ediyor. Elektrik enerjisinin
yüzde 50’sini nükleerden elden İsveç, ülkenin elektrik enerjisinin yüzde 3’ünü
üreten en eski nükleer santrali kapatıp, rüzgar enerjilerine odaklanma yoluna
gidiyor. Komşusu Finlandiya ise, nükleer santrali gündemine alarak Batı’da son
yıllardaki nükleere karşı soğuk duruşu delen tek ülke oldu.

NÜKLEER ATIKLAR CABASI

Reaktörlerden çıkan atıkların ilahi nihayi depolanması gerekmektedir sizce bu pratikte
mümkünmüdür

Nükleer reaktörlerin çıkardığı nükleer atıklar ise ayrı bir problem. Nükleer santraller
sera etkisi üreten herhangi bir gaz çıkarmasa da, ürettikleri nükleer atıklar
bir o kadar zararlı. Bu atıkların nasıl saklanacağı ABD’de hala tartışılan bir
sorun. Örneğin, nükleer atıkların geçici olarak Utah’da bir vadide saklanması
fikrine, en başta bunların nakliye güzergâhındaki komşu eyaletler, kendi
sınırları içinde atıklara tahammül edemeyecekleri savıyla itiraz etti. Nükleer
atıklar binyıllarca doğada kalıyor.

ÇERNOBİL FACİASI ‘BİLİNEN’İ GÖSTERDİ

Nisan 1986’da Dünya, bir kez daha Einstein’ın ne kadar haklı olduğunu anladı. Atom
araştırmaları yapmış ve bunlardan geri adım atmış olan Albert Einstein,
psikoanalizin kurucusu Sigmund Freud’a yazdığı bir mektupta nükleer
teknolojilerin dünyanın sonu olacağını, sağ çıkabilen insanların uygarlık
yarışına ancak Taş Devri’nden başlayacağı öngörüsüne bulunmuştu.

Gerçekten de Çernobil kazası Einstein’ın öngörüsüne bir örnek teşkil etti. Çernobil
kazası o zamanki reaktörün güvenlik sistemlerindeki aksaklıklar ve
vurdumduymazlıkların sonucunda gerçekleşti. Basit ve önlenebilir gibi gözüken
bu kaza kısa zamanda bir faciaya dönüşmüştü. Kazanın hemen akabinde 47 kişi
yaşamını yitirdi. Bunların 28’i kazayı mutakiben maruz kaldıkları radyasyon
sonucunda hastanede öldü; santralin 300 çalışanı daha radyasyondan hasta oldu.
Kazanın faturası, reaktörün yetersiz güvenlik teknolojilerine kesildi.

KARADENİZ BÖLGESİ ETKİLENMİŞTİ

Esas facia ise bölge halkını vurdu. Bölge halkı hızla evlerini terkederek kentleri
kasabaları boşalttı. En az 130 bin kişi direkt olarak radyasyona maruz kaldı.
Çernobil`deki patlamadan sonra radyasyondan kaçan halk hızla kasabaları
boşaltmıştı.

Belarus, Ukrayna’nın yanı sıra, Rusya, Türkiye’nin kuzeyi de dahil olmak üzere Karadeniz
çanağındaki ülkeler de radyasyon bulutlarından olumsuz etkilendi. Ukrayna’da
birçok çocukta kan kanseri vakaları görüldü. Türkiye’de de Karadeniz bölgesinde
kanser vakalarında artış kaydedildi. Dünya Sağlık Örgütü WHO bölgeyi hala
gözlem altında tutuyor.

Ukrayna ve Karadeniz’i kansere boğan radyasyon bulutları, Çernobil’deki radyoaktif
maddenin sadece yüzde 5’iydi. Uzmanlara göre Çernobil faciası “Yeni bir gerçeği
ortaya çıkarmadı, zaten bilinen tehlikeleri ortaya koydu.”

DÜNYADA MEYDANA GELEN NÜKLEER KAZALAR

Basın yayında bilinenin aksine nükleer enerji temiz bir enerji degildir. Gelişmiş
ülkelerin bu güne kadar yapmış olduğu nükleer yandaşı propagandalar ticaridir.
Yıllardır kendi ülkelerine kurmadıkları santralleri az gelişmiş ülkelere
pazarlamak istemektedirler.

Bu bakış açısında dünyada var olan 1100 tane çeşitli amaçlarla kurulmuş santraller
çok tehlikelidir.

ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ URANYUMUN DOĞADAKİ KALMA SÜRESİ SÜPRİZDİR

234 UYARLAMA SÜRESİ 250 BİN YIL U235 İN YARILAMA SÜRESİ 710 MİLYON YIL U 338 YARILANMA
SÜRESİ 4.5 MİLYAR YILDIR HEPİMZE GEÇMİŞ OLSUN

Nükleer enerji santrallerinin nükleer bomba gibi patlama olasılığı yoktur. Güvenlik kayıtları ve önlemler
açısından nükleer güç santralleri herhangi bir endüstriyel tesisinden daha iyi
olduğu bilinmektedir. Böyle olmasına rağmen, ilk ticari ya da askeri amaçlı
nükleer faaliyetlerden dolay ölümle sonuçlanan birçok kaza meydana gelmiştir.

İyonlaşma Radyasyonuna Maruz Kalma Sonucu Ölümle Sonuçlanan Nükleer Tesis Kazaları aşağıda belirtilmektedir:

08.08.1945 – Los Alamos (ABD), kritiklik kazası: Kritik altı bir yakıt elamanının çevresine yansıtıcı blok
yerleştiren 1 isçi, yakıt kütlesinin kritikliğe ulaşması sonucu oluşan
radyasyondan ölmüştür.

21.05.1946 – Los Alamos (ABD): Bir öncekine benzer kritiklik kazası, 1 ölü 15.10.1958 – Vinca (Yugoslavya):
Biyolojik zırhlıma olmadan gerçekleştirilen bir kritiklik deneyi sırasında,
operatör hatası sonucu kontrolsüz kritiklik nedeniyle 6 personel radyasyona
maruz kalmış, 1 kişi ölmüş, 5 kişi lösemi tedavisi görmüştür.

03.01.1968 – Idaho Falls (ABD): SL1 araştırma reaktörü, kontrol çubuğunun elle çekilmesi sonucu reaktör koluna
fazla miktarda reaktivite verilir, ani ve çok miktarda güç yükselmesi sonucu
oluşan “su çekici” nedeni ile meydana gelen patlamada 3 kişi hayatını
kaybetmiştir.

24.07.1964 – Woods River (ABD): Yüksek zenginlikteki uranil nitrat solüsyonunun taşınması sırasında meydana
gelen kazada 1 kişi hayatını kaybetmiştir.

13.05.1975 – İtalya: Gıda sterilizasyon tesisinde Kobalt-60 kaynağından yayılan radyasyon sonucu 1 ölüm
gerçekleşmiştir.

23.09.1983 – Constitiuyentes (Arjantin): Reaktör koru modifikasyonu sırasında ani güç yükselmesi nedeniyle 1
operatör ölmüştür.

28.04.1986 – Çernobil (SSCB): Bugüne kadar olmuş kazaların en büyüğüdür. Kontrolsüz ani güç yükselmesi
kazası, yanık ve vuruk nedeniyle 2 ani ölüm, 10 günlük dönem boyunca atmosfere
radyoaktif fisyon ürünlerin atılması ile yaklaşık 200 kişi akut hastalığa
tutulmuş ve bunlardan 31’i kazayı izleyen üç ay içerisinde ölmüştür.

30.09.1999 – Tokaimura (Japonya): Yeniden isleme tesisinde meydana gelen kazada isçiler, izin verilen limitlerden
çok daha fazla miktarda Uranyum-235’i bir arada depolanması yasandı ve üç isçi
yüksek radyasyon alarak hastaneye kaldırıldı. 1 teknisyenin hayatını kaybettiği
Tokaimura Santral kazasında, santral civarında yasayan 313 bin kişi evlerinden
dışarı çıkarılmadı. 10 kilometrelik bölge yasak alan ilan edildi.

Çevre Üzerinde Etkisi Olan ve Çalışanların Işımaya Maruz Kaldığı Nükleer Güç Santrali Kazaları aşağıda
vurgulanmaktadır:

Windscale kazası, nükleer kazalar içerisinde önem taşır. Genelde reaktör parçaları ile ilgili olan bu kazalar
aşağıda verilmiştir.

1957 – Windscale (İngiltere):
Metal uranyum yakıt elemanlarının soğutulması kaybı sonucu çıkan reaktör yangınında
fisyon ürünleri atmosfere yayılmıştır. Hemen çevrenin ve çalışanların
izlenmesine başlanmış, çevreden sağlanan süt dağıtımı bir süre durdurulmuştur.
Reaktör çevresinde yasayanlardan 260’ı tiroide kanseri olmuştur.

1958 – Chalk River (Kanada): Bozuk yakıt elemanlarının reaktör korundan çıkarılması sırasında, yakıtın
tasıma konteynerine sıkışıp, daha sonra depolama
kuyusuna düşerek yanması kazasıdır. Yaklaşık 48 kişi farklı düzeylerde
radyasyona maruz kalmıştır.

Mart 1965 – Chinon A1 (Fransa): Girilmez işaretini görmeyip, yakıt değiştirme bölgesine giren bir isçi
radyasyona maruz kalmıştır.

Eylül 1979 – Chinon A2 (Fransa): Karbon-Dioksit kaçağını bulmak için yapılan bir çalımsa sırasında 2 isçi
radyasyona maruz kalmıştır.

Ekim 1999 – (Güney Kore): Teknoloji Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre, Kyongsang bölgesindeki nükleer
santralde, reaktör bakım-onarım çalışmaları sırasında kaza meydana gelmiştir.
Kazada pompadan 45 litre ağır su açığa çıktığı ve ortamdaki radyasyonun kontrol
altına alındığı açıklanmıştır.

Santralin Mevcudiyeti Üzerinde Etkili Olan Kazalar aşağıda belirtilmiştir:

1952 NRX, 1955 EBR1 (ABD), 1966 Enrico Fermi (ABD), 1967 Chapel (İ İngiltere), 1969 Lucens ( İsviçre), 1969 ve
1980 Saint-Laurent Al (Fransa), 1973 SSCB, 1975 Browms Ferry (ABD), 1972
Millstone (ABD), 1976, 1982 ve 1983 Phenix (Fransa) reaktörlerin içerisinde
meydana gelen kazalar tesislerin altı ay ile iki buçuk yıl arasında değişen
sürelerde kapalı kalmalarına neden olmuştur. Three Mile Island 2 bu reaktörler
içerisindeki en önemli kazalardandır. Emniyet vanasının yanlışlıkla kapalı
kalması sonucu kaza meydana gelmistir. Reaktör kabının büyük bölümü kirlenmiş
ve atmosfere radyoaktivite yayılımı yaşanmıştır.

Three Mola Island kazasında, bölgede genel acil durum ilan edildi ve çevrede bulunana 144 bin kişi baksa
yerlere sevk edildi. Bu olayda o an için can kaybı olmadı, ancak geriye
çevresel etkilerinin yıkıcı etkileri kaldı.

1993 – Tomak-7 (Rusya), yeniden isleme santralinde oluşan patlama sonucu ciddi
miktarda plütonyum ve radyoizotopları çevreye yayılmıştır.

1995 – Montu (Japonya), reaktörde sodyum sızıntısı meydana gelmiş ve ardından da yangın çıkmıştır. Reaktör o
günden buyana kapalı kalmıştır.

1998 – Cıvaux (Fransa), en yeni reaktöründe sızıntı meydana gelmiş, sızıntı ancak 10 saat sonra kontrol altına
alınabilmiştir.,

2002 – Davas Besse (ABD), reaktörün 17 cm kalınlığındaki basınç kabında, çalışma basıncına dayanmak üzere
tasarlanmamış paslanmaz çelik kaplamaya kadar ulasan 130-200 santimetrekarelik
bir delik bulunmuştur.

2003 – Macaristan, 30 yanmış yakıt çubuğunun pek çoğu bir temizleme tankında kırılarak, konteynerin dibinde
3.6 ton uranyum parçası bırakmıştır. Bu durum halen bir sonuca
ulaştırılamamıştır

2005 – THORP (Britanya), reaktörde nitrik asit sızıntısı nedeniyle tesis o günden beri kapalıdır.

Nükleer Fizikçi Hayrettin Kılıç’ın aktardığına göre, Nükleer Denetleme Komisyonu’nun (NRC) kayıtlarına
göre, bugüne kadar sadece ABD’de felakete yol açabilecek derecede 169 kaza
yaşanmıştır. 1992 yılında Japonya’da 20 tane önemli kaza rapor edilmiş, yine
aynı yıl Rusya, uluslararası kuruluşlara 205 kaza raporu bildirmek durumunda
kalmıştır. Nükleer teknolojilerin kullanılmaya başladığı ilk günlerden günümüze
kadar geçen zamanda teknolojileri gün geçtikçe gelişmesine ve her türlü
güvenlik önlemleri alınmasına rağmen etkileri göz ardı edilemez kazalar
yaşanmıştır. Kazanın meydana gelme olasılığı sıfıra indirilememiştir. Genelde
bu kazalar, araç-gereç bozulması, yanlış bilgi alınması, trityum sızması, boru
aşınması ya da kırılması, insan hatası, yakıt proses tesislerinde, yakıt
elemanlarının nakledilmesi sırasında gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır.
Kazalar nedeniyle bu santraller ya kapatılmıştır ya da faaliyetine ara
verdirilmiştir.

TÜRKİYEDE NÜKLEER KAZA GEÇİRDİ

Nükleer santralı olmayan Türkiye, İstanbul İkitelli’de 1999’da meydana gelen olayla
“dünyanın en önemli 20 radyoaktif kazası” listesine girdi. Olayda 13 kişilik
Ilgaz Ailesi, “hurda” diye atılan maddelerdeki radyasyona maruz kalmış, Hüseyin
Ilgaz hayatını kaybetmişti. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun da, AİHM
aşamasında tüm aileye tazminat ödediği ortaya çıktı.

İkitelli’de hurdacılık yaparak hayatını kazanan 13 kişilik Ilgaz Ailesi’nin
hayatı, Ocak 1999’da hurda diye satın aldıkları konteynerin içinden radyoaktif
madde çıkmasıyla karardı. Gazete Habertürk’te yer alan habere göre Murat
Ilgaz’ın parmakları eridi, Hüseyin Ilgaz, 2004 yılında kansere yakalandı ve iki
yıl önce 57 yaşında hayatını kaybetti. Radyasyona maruz kalan ailenin erkekleri,
ancak tüp bebek yoluyla çocuk sahibi olabildi. Olay tarihinde 6 aylık bir kızı
olan Naki Ilgaz ise artık çocuk sahibi olamıyor. Kadınlar ise erken menopoza
girdi.

5 KİŞİ TEDAVİ GÖRDÜ

16 yaşında olan Abdullah Ilgaz, amcası Hüseyin’i 2009 yılında kaybettikten
sonra babası İlyas Ilgaz’ın İstanbul’u terk ettiğini ve bir köye yerleşerek
hayvancılık yaptığını, ancak sıkıntılarının hiç bitmediğini anlattı. O dönemde
aileden 5 kişinin yatarak tedavi gördüğünü söyleyen Abdullah Ilgaz, “Hurdayı
eve getirip parçaladığımız dönemde 5 kişinin durumu ağırdı. Haseki Hastanesi
tarafından kontrol altına alındık” diye konuştu. Babasını kaybeden Kenan Ilgaz
ise şimdi tekstil işiyle uğraşıyor. Olay tarihinde 18 yaşında olduğunu söyleyen
Kenan Ilgaz, “Babam Hüseyin Ilgaz’ı, 2009 yılı başında kaybettik. 2004’te
kanser olmuştu. Çok acı çekti, aldığı maaş ve tazminatı tedavi masrafı olarak
harcadı. Kişi başı 20, 80, 100 bin TL gibi rakamlarla tazminat aldık” dedi.

TAEK AĞIR KUSURLU

Ilgaz Ailesi’nin Avukatı Engin Cinmen, şunları söyledi: “İstanbul 2. İdare
Mahkemesi, radyasyon içeren Kobalt 60 adlı maddeyi denetlemekle yükümlü olan
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nu (TAEK) ağır kusurlu buldu. Ilgaz Ailesi’nin 13
ferdine, faizleriyle birlikte 3 milyon TL’yi geçen maddi ve manevi tazminat
ödenmesine karar verdi. TAEK parayı ödemeyince Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne başvurduk. TAEK, AİHM süreci içerisinde tazminatı ödedi.”

Hiç nükleer santralı olmayan Türkiye, serbestçe ve hiçbir denetime tabi olmadan
çöpe atılan “radyoaktif hurda”nın neden olduğu “kaza” (!) ile dünyanın 1956
yılından bu yana yaşadığı en önemli nükleer kazalar listesine girdi.
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun yayımladığı liste, nükleer enerji
ısrarlarının “tehlikeli bir zaman kaybı” olduğunu gözler önüne bir kez daha
seriyor. Çözümlenemeyen nüklere atıklarla güvenlik sorununun yanında, çok
pahalıya çıkması, dünya kamuoyunun büyük tepkisini çekiyor.

FUKUŞİMA’YA SU ATILIYOR

Japonya’da askeri helikopterler, Fukuşima nükleer santralinde tehlikeli bir
şekilde aşırı ısınan uranyum yakıt çubuklarını soğutmak için havadan deniz suyu
dökmeye başladılar.

CH-47 tipi askeri helikopter TSİ 02.48 itibarıyla santrale su dökmeye başladı.
Helikopterin en az dört kez su attığı, ancak televizyondan izlendiği kadarıyla
suyun çoğunun rüzgarla dağıldığı belirtiliyor.

Havadan su atarak hem 3. reaktörde soğutma sağlamak hem de kullanılmış yakıt
çubuklarının bulunduğu havuza su tedarik etmenin amaçlandığı belirtildi.

Helikopterlerin su dökmesinin yanı sıra polislerin, göstericileri dağıtmada
kullanılan tazyikli su hortumlarıyla 4. depolama havuzuna su sıkacakları
bildirildi.

Santrali işleten Tokyo elektrik şirketi, daha önce yaptığı açıklamada havuzun
neredeyse boş olduğunu bildirmişti.

Bu arada, bir taraftan da soğutma sistemlerini işler hale getirmek için yeni
bir elektrik hattının kurulması çalışmaları sürüyor.

Geçen haftaki deprem ve tsunamide reaktörün soğutma sistemini çalıştıran
elektrik kesilmiş ve destek jeneratörleri de tahrip olmuştu.

Tokyo elektrik şirketi yetkililerinden Masahisa Otsuki, havuzlardaki su
seviyesini, ısıyı ve son olarak santralde neler olup bittiğini bilmediklerini
söyledi.

Tokyo elektrik şirketinin bir başka yetkilisi Hikaru Kuroda, 4. ünitedeki
soğutma havuzundaki su seviyesinin büyük bir kaygı kaynağı olduğunu belirterek,
havuzun yakınına gidemediklerini, durumu uzaktan izleyebildiklerini söyledi.

Depolama havuzlarının sürekli soğutma suyuna ihtiyacı var. Reaktörlerden
çıkarılsa bile uranyum çubuklarının son derece sıcak olduğu için soğutulmasının
aylar alabileceği belirtiliyor.

Santralde çalışanlar dün radyasyon seviyesinin çok yükselmesi üzerine
santralden ayrılmış ve bu yüzden zaman kaybedilmişti. Santralde 180 acil durum
personeli görev yapıyor.

Santralde şu anda 50 kadar kahraman Japon vatandaşı dünyayı nükleer felaketten korumak
için can siper hane çalışıyor.

Mustafa YETİŞ